MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı alacaklı vekili, 19/11/2014 tarihinde haczedilen mallarla ilgili olarak davalı 3.kişi tarafından istihkak iddiasında bulunulduğunu, davalı üçüncü kişinin istihkak iddiasının hukuka aykırı olduğunu, alacaklılardan mal kaçırmak kastı ile yapıldığını belirterek davanın kabulü ile 3. kişinin istihkak iddiasının kaldırılmasına karar verilmesinin talep ve dava etmiştir.
Davalı 3. kişi vekili, haciz yapılan iş yerinin müvekkiline ait olduğunu, borçlu ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, haczedilen menkul malların müvekkilinin elinde ve adresinde haczedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, 3.kişi şirket ile borçlu şirketin ortakları aynı ise de; 3.kişi şirketin borcun doğumundan önce kurulduğu, haciz yapılan adresin borçluya ait olan bir adres olmadığı ve başından beri 3. kişiye ait olduğu, bu adreste ödeme emri tebligatı yapılmadığı, sadece ortakların aynı olmasının farklı tüzel kişiliği haiz sermaye şirketlerinin ortak mal varlığına sahip olduğu anlamına gelemeyeceği, kaldı ki; ispat yükünün davacı alacaklıda olduğu ve davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir. Buna göre, bir takipte haciz aşamasına geçilebilmesinin ve haczin geçerli olmasının ön koşulu da icra emrinin kesinleşmiş olmasıdır.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre; alacaklı tarafça borçlu şirket aleyhine ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/491 Esas-2009/39 Karar sayılı ilamı uyarınca ilamlı takip başlatıldığı,borçlu şirketin tasfiyeye girerek 29.12.2008 tarihinde ticaret sicil kayıtlarından terkin edildiği, takip dayanağı ilama ilişkin olarak 05.04.2012 tarihinde tüzel kişiliğinin ihyası için alacaklı tarafça dava açıldığı,anılan davaya ilişkin Mahkeme kararının 10.12.2013 tarihinde kesinleşmesi üzerine borçlu şirketin 18.09.2014 tarihinde resen ticaret siciline tescil edildiği, takip dosyasında ise borçlu adına çıkarılan icra emrinin,borçlu şirketin tüzel kişiliğinin ihyası tarihinden önce 15.07.2010 tarihinde terkin nedeniyle vekalet görevi sona eren vekiline tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, davanın açıldığı tarih itibariyle icra emri borçluya usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş ve takip kesinleşmemiş olduğundan geçerli bir haczin varlığından da bahsedilemez.
Bu sebeplerle, davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken, davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel Mahkeme hükmünün İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddesii gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 16.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy