MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Vesayet
Hasımsız görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, kısıtlı adaylarından...'un alzheimer hastası olup, bakımevinde kaldığını, ...'un ise akıl zayıflığının yanısıra malvarlığını kötü yöneterek sadece kendisi değil, ablası olan diğer kısıtlı adayını da darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açtığını açıklayarak kısıtlı adaylarından...'un TMK'nun 405. maddesi, ...'un ise TMK'nun 405. ve 406. maddeleri gereğince kısıtlanmalarını istemiştir.
Mahkemenin 01.03.2016 tarihli kararı ile...'un TMK'nun 405. maddesi uyarınca kısıtlanmasına, kısıtlı adayı ... yönünden ise dosyanın tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiş, dosyanın yeni bir esasa kaydedilmesinden sonra yapılan yargılama neticesinde Mahkemece, kısıtlı adayı ...'un alınan sağlık kurulu raporu gereğince vesayet altına alınmasını gerektirir bir durum bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm; davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kısıtlı adayı ...'un 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 405. ve 406. maddeleri kapsamında vesayet altına alınması istemine ilişkindir.
1- Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
1. Davacı vekilinin TMK'nun 406. maddesi gereği kısıtlama talebine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesinde, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her erginin kısıtlanacağı, 406. maddesinde ise, savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her erginin kısıtlanacağı hükme bağlanmıştır.
-//-
Somut olaya gelince; davacı taraf; kısıtlı adayı ...'un sadece Türk Medeni Kanunu'nun 405.maddesinde düzenlenen akıl hastalığı nedeniyle değil aynı zamanda 406.madde kapsamında savurganlık ve malvarlığını kötü yönetme ile darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesi bulunduğu iddiasını ileri sürerek kısıtlanmasını istemiştir. Mahkemece, resmi sağlık kurulundan rapor alınarak ilgilinin akli durumu değerlendirilmiş ise de; Türk Medeni Kanunu'nun 406. maddesi yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
Vesayet hakkındaki hükümlerin kamu düzenine ilişkin olduğu, Mahkemece re'sen araştırma yapılabileceği de gözetilerek, Türk Medeni Kanunu'nun 406. maddesinde yer alan hususlar yönünden de re'sen ve tarafların gösterecekleri delillerin toplanıp değerlendirilmesi yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, Mahkemece yalnız akıl sağlığı yönünden inceleme yapan sağlık kurulu raporu dikkate alınıp yetersiz ve eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bunda ayrı, kısıtlı adayı ... hakkında görülen dava yönünden dosyanın tefrik edilmesinden sonra, Mahkemenin 2016/321 numaralı esasına kaydedilerek yargılamaya devam edildiği, Mahkemece; 03.03.2016 tarihli tensip zaptı ile duruşma günü tayin edildiği, ancak duruşma gününün davacı tarafa tebliğ edilmeyerek, yokluğunda hüküm kurulduğu görülmüştür.
HMK'nun Hukuki Dinlenme Hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası'nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davanın tarafları, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.
O halde Mahkemece; açıklanan yasa hükümlerine aykırı olarak davacı tarafa duruşma gününü bildirmeden, yokluğunda yargılama yapılıp işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının 1. bentte yazılı sebeplerle yerinde görülmediğinden REDDİNE, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 16.1.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.