MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)
DAVA TÜRÜ: Nüfus Kayıtlarının Düzeltilmesi, Babalık Davası
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, yetkisizlik karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar dava dilekçelerinde, nüfus kayıtlarında anne baba bir kardeşleri olarak görünen ... ve ...'in, gerçekte ... ile ...'ın çocukları olduğunu ileri sürerek, nüfus kayıtlarının gerçeğe uygun olarak düzeltilmesini istemişler; mahkemece, aile mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.
Davalılar ... ve ...'in babalarının ... olduğuna ilişkin talep bakımından mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun görevin belirlenmesi ve niteliği başlıklı 1. maddesinde mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu belirlendiğinden bu husus mahkemelerce yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilmesi gerekir.
HMK uyarınca, olayları açıklamak taraflara hukuki niteleme hakime aittir.
Nüfus kaydının düzeltilmesi davası, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.01.2008 tarih 2008/2-36-47 sayılı içtihadında açıklandığı üzere, resmi sicilin belgelediği olgunun doğru olmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirilmesi nedeniyle, mevcut kaydın düzeltilmesi davasıdır. Böyle bir dava sonucunda, kaydının düzeltilmesi istenen kişinin, o tarihe kadar kayıtlı olduğu haneden çıkıp, başka bir haneye tescil edilecek olması da, davayı soybağı davası haline dönüştürmez.
Somut olayda dava; ... ve ...'in, ... ve ... çocuğu olarak gerçeğe aykırı beyana dayalı oluşturulan nüfus kaydının iptali ile gerçek annesinin ..., gerçek babasının da ... olduğunun tespiti ve buna uygun olarak nüfus kaydının düzeltilmesi istemine ilişkindir. Gerçek babanın ... olduğuna yönelik istem, anne ... ve baba olduğu iddia edilen ... arasında evlilik ilişkisi bulunmadığından babalığın tespitine ilişkindir. Davadaki gerçek annenin ... olduğuna ilişkin istem ise nüfus kayıt düzeltim davası olup, görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
Yukarıya alınan kanuni düzenlemeler ve yapılan açıklamalar dikkate alındığında, anneliğin tespiti talebi yönünden dava tefrik edilerek, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, bu talep yönünden de mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesi, doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nın 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 28.05.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
KARŞI OY
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 2/2. Maddesi, "... Aile Mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca belirlenen asliye hukuk mahkemesince bakılır..." hükmünü içermektedir. Anılan maddede asliye hukuk mahkemesinin Kanun kapsamındaki dava ve işlere, "Aile mahkemesi sıfatıyla " bakacağına yönelik bir açıklamaya yer verilmemiştir.
4787 sayılı Kanun'un 2/2. maddesine uygun olarak, ... İlçesinde mustakil aile mahkemesi bulunmaması nedeniyle, tüm talepler yönünden dava Asliye Hukuk Mahkemesine açılmış; Mahkemece tüm talepler aile mahkemesi sıfatıyla görülüp sonuçlandırılmıştır.
Dava, ... ve ...'in ... ve ... çocuğu olarak gerçeğe aykırı beyanla oluşturulan nüfus kayıtlarının iptali ile gerçek annelerinin ..., gerçek babalarının da ... olduğunun tespiti talebine ilişkindir. Annelerinin ... olduğunun tespitine yönelik talep nüfus kaydının düzeltilmesi ne yönelik olup, görev Asliye Hukuk Mahkemesine aittir. Babalarının ... olduğuna yönelik talepde ise anne olduğu iddia edilen ... ile baba olduğu iddia edilen ... arasında evlilik ilişkisi bulunmadığından , görev aile mahkemesine aittir.
Mustakil özel yetkili mahkeme bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi özel yetkili mahkemenin görevine giren işleri özel mahkeme sıfatıyla görüp karara bağlar.
HMK’nun, “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297/1-a bendinde, “... mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa, hükmün hangi sıfatla verildiği”nin hükümde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Somut olayda ... Asliye Hukuk Mahkemesi Aile Mahkemesi sıfatı ile tüm taleplerle ilgili karar vermiştir.
6100 sayılı H.M.K.’nun Geçici 3. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1086 sayılı H.U.M.K’nun 428. maddesinde bozma nedenleri sayılmıştır.
1-Kanunun ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması,
2-Mahkemenin görevsiz olması,
3-Birbirine çelişik kararlar verilmiş olması,
4-Usulü Muhakemeye muhalefet edilmesi,
5-Mesele-i maddiyenin takdirinde hata edilmesi,
6-İki taraftan birinin davasını ispat için gösterdiği delillerin kanuni sebep olmaksızın kabul edilmemesi,
Birinci bentte belirtilen, bir hukuk kuralının yanlış uygulanmasının, bozma sebebi sayılabilmesi için, verilen kararın hukukun bu yanlış uygulanmasına dayanması gerekir. Yani hukuk kuralının yanlış uygulanmış olması ile verilen karar arasında bir illiyet bağı bulunmalıdır. (Baki Kuru- Hukuk Muhakemeleri Usulü-Beşinci Baskı 1991 3306 s.)
4. bentte belirtilen, usulü muhakemeye muhalefet edilmesinin hangi hallerde bozma nedeni olacağı son fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Bir usul hukuku kuralının yanlış uygulanmış olmasının bozma sebebi teşkil edebilmesi için verilen kararı değiştirebilecek nitelikte olması gerekir. Yani, o usul kuralı yanlış uygulanmasaydı karar başka türlü olacaksa, bu hal bozma sebebi kabul edilebilir. Somut olayda mustakil aile mahkemesi bulunmadığı için Asliye Hukuk Mahkemesine açılan davada mahkemece, nüfus kayıtlarının düzeltimesine yönelik talebin asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla görüldüğü belirtilmeden tüm taleplerin aile mahkemesi sıfatıyla görülmesi, HMK'nun 297/1-a da işaret edilen bir usul eksikliğidir. Bu usulün belirtilmemesi tek başına esas yönünden temyiz incelemesi ve değerlendirilmesi yapılmaksızın bozma nedeni yapılması, HUMK'nun 428/son maddesine uygun değildir.
Mahkemece nüfus kayıtlarının düzeltilmesine yönelik talep yönünden de davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakıldığının belirtilmesinin sonuca bir etkisi yoktur. Mahkemece tefrik kararı verildiğinde nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davanın kaydedileceği ayrı bir esas defteri ya da kayıt şekli yoktur. Asliye hukuk mahkemesine açılan davalar aynı esas defterine kaydedilmektedir. Mahkemece aile mahkemesi sıfatıyla görülmesi gereken soybağı kurulmasına yönelik talep ile Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatı ile görülmesi gereken nüfus kayıtlarının düzeltilmesi talebine uygulanacak yargılama usulü de aynıdır. Tefrik kararı verilerek dosya başka bir mahkemeye gönderilmeyecek, aynı mahkemede aynı usullerle asliye mahkemesi sıfatıyla görülecektir. Aile mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemelerinde aynı yargılama usul ve yöntemleri uygulanmaktadır. Mahkemece nüfus kaydının düzeltilmesine yönelik davanın asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla görüldüğünün yazılmamış olmasının esasa ilişkin verilen kararı etkileyip etkilemediği, yani HUMK'nun 428/son maddesi uyarınca hükmün bozulmasının gerekip gerekmediği ancak esasa ilişkin temyiz incelemesi ile anlaşılabilir. Mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya başka bir mahkemeye de gönderilecek değildir. Dava aynı mahkemede görülüp sonuçlandırılacaktır.
... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin, nüfus kayıtlarının düzeltilemesine yönelik davaya asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla baktığını belirtmemesi ancak sonuca etkili olmayan usuli bir eksiklik olarak kabul edilebilir. Sırf bu nedene dayalı olarak esasa yönelik temyiz incelemesi yapılmadan hükmün bozulmasının, 6100 sayılı H.M.K.’nun Geçici 3. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1086 sayılı H.U.M.K’nun 428. maddesinin 1 ve 4 bendi ile son fıkrasına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının esaslı bir unsurunu teşkil eden makul süre içinde yargılanma hakkına, T.C. Anayasası'nın davaların en az gider ile ve mümkün olan suretle sonuçlandırılması gerektiğine yönelik 141/3. maddesine, HMK'nun 30. maddesinde hüküm altına alınan usul ekonomisi ilkesine uygun düşmeyeceği, bu nedenlerle soybağı kurulmasına yönelik verilen kararda esas yönünden temyiz incelemesi yapılması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bu konuya ilişkin bozma nedenine katılmıyorum. 28.05.2018
... Sekizinci Hukuk Dairesi Üyesi