MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Dernek Üyesi Olmadığının Tespiti İstemli
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davalı ... Belediye ... yönünden davanın husumetten reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı İçişleri Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Dava dilekçesinde, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 87/5. maddesi gereğince Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı ile kendiliğinden dağıldığının tespitine karar verilen ... Kulübü Derneğinin, dağılmadan önce 14.08.2003 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında Yönetim Kuruluna seçilen ve adına derneğin ödenmeyen borçları için ihtar gönderilen davacının derneğe üye olmadığının tespiti istenmiştir.
1-Öncelikle, mahkeme hükmünü temyiz eden İçiçleri Bakanlığının açılan davada taraf sıfatının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için taraf sıfatı kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir.Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar dahi, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir.
Hemen belirtmek gerekir ki, usul kanununda “husumet” olarak ifade edilen hukuki bir terim de bulunmamaktadır. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530).
Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Mesela, bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa, davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.
Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın görülebilir olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır).
Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davalı olarak kendiliğinden dağılan dernek ile İçişleri Bakanlığı davalı gösterilmiş, dava devam ederken de Büyükşehir Belediye ... davalı sıfatı ile davaya dahil edilmiştir. Yapılan yargılama sonucu ise İçişleri Bakanlığı ve kendiliğinden dağılan ve tüzel kişiliği bulunmayan ... Kulübü Derneği yönünden davanın kabulü ile davacının dernek üyesi olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Somut olayda yani davacının derneğin üyesi olmadığının tespiti davasında davalı sıfatı, muhatap derneğe ait olup İçişleri Bakanlığının davada davalı sıfatı bulunmadığından bu davalı yönünden davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
2-Kabule göre de;
Somut uyuşmazlıkta davalı sıfatı üyesi olmadığının tespiti istenilen derneğe aittir. Derneğin tüzel kişiliği sona ermiş ise davanın görülebilmesi, üyesi olunmadığı iddia olunan derneğin ihyası suretiyle mümkündür.
Medeni haklardan istifade ( hak ) ehliyeti bulunan her tüzel kişi taraf ehliyetine de sahiptir. Tüzel kişiliğin son bulması ile bu tüzel kişinin taraf ehliyeti de sona erer. Tüzel kişiliğin bulunması taraf ehliyetiyle ilgili olup 6100 sayılı HMK'nin 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarındandır. Dava şartlarının varlığının yargılamanın her aşamasında aranması gerekir. HMK'nin 115/2. maddesi gereğince dava şartı noksanlığı halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir ise de; aynı maddenin ikinci cümlesinde, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verileceği, bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davanın, dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddedilebileceği hükme bağlanmıştır.
Davanın açıldığı tarihte davalı gösterilen ... Kulübü Derneğinin tüzel kişiliği bulunmamakta ise de; davacı tarafa derneğin ihyası davası açarak, davayı dernek tasfiye kuruluna, tasfiye kurulu oluşturulmamış ise derneğin son yönetim kuruluna karşı yöneltilmesi ile onların davadan haberdar olması sağlanarak taraf teşkili sağlanıp mahkemeden alınacak derneğin eldeki dava ile sınırlı olacak şekilde ihya kararı ile tekrar tüzel kişilik kazandırılması ve bu haliyle, dava şartlarından olan taraf ve dava ehliyeti noksanlığının HMK'nin 115/2. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca giderilmesi mümkündür. Mahkemece, bu konuda davacıya kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içerisinde ihya davası açılmaması veya açılan davanın reddedilmesi halinde davanın usulden reddi gerekirken, hatalı değerlendirme ile tüzel kişiliği bulunmayan derneğe karşı açılan davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi ve 1086 sayılı HUMK'nin 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nin 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 10.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.