MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul, kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 3402 Sayılı Kanunun 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına, 11.02.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı Hazine vekili, davaya konu ..., ... İlçesi, ... Köyü'nde bulunan 584 parsel sayılı taşınmazın iskan tevzii dışında kalması ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmasına rağmen tapulama tespiti sırasında senetsizden davalıların murisi adına tespit edildiğini, tespite itirazlarının Bakırköy 1. Bölge Tapulama Komisyonu tarafından reddedildiğini, kararın müvekkili idareye tebliğ edilmediğini, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olan davaya konu 584 parsel sayılı taşınmazın tapulama tespitinin iptali ile son malikleri adına olan tapu kaydının iptali, müvekkili idare adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 06.06.2007 tarihli, 2007/3468 Esas-2007/6563 Karar sayılı ilamı ile Hazine'nin taşınmazın kamu malı olduğu ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yer iddiası ile açmış olduğu davaların herhangi bir hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği bu iddiaya dayalı olarak açılan davalarda 3402 sayılı Yasa'nın 12/3. maddesinin uygulama yerinin bulunmadığı işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delillerinin toplanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiş, davalı vekilinin karar düzeltme talebi ise reddedilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, 3402 sayılı Kanun’un 5841 sayılı Kanun ile eklenen Geçici 10. maddesi yollamasıyla aynı Yasa'nın 2. maddesi ile eklenen 12/3. maddesi uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesince, 30.06.2010 tarih, 2010/6897 Esas-2010/7748 sayılı karar ile hükmün esasına ilişkin temyiz itirazları reddedilerek hüküm yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden bozulmuş, davacı vekilinin karar düzeltme talebi reddedilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, yeniden davanın hak düşürücü süre yönünden reddine, davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, davalılar aleyhine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, yapılan masrafın davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesince hüküm esas yönünden de bozulmuştur. Bozma ilamında Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarih, 2009/31-77 sayılı kararı ile hak düşürücü süreye ilişkin hükmün iptal edildiği, iptal hükmünün yürürlüğe girdiği, 10.03.1969 gün, 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına gireceği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, Mahkemece verilen ret kararının doğru olduğunun söylenemeyeceği, işin esası hakkında 28.11.1997 tarih, 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmak suretiyle ve ayrıca 6099 sayılı Yasa hükümleri de gözönünde bulundurularak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerektiğinin belirtildiği, Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece verilen ilk karar Yargıtay 1. Hukuk Dairesince esas yönünden bozulduktan sonra Mahkemece verilen ikinci kararda 3402 sayılı Kanun'un 5841 sayılı Kanun ile Eklenen Geçici 10. maddesi yollaması ile aynı Yasa'nın 2. maddesi ile eklenen 12/3 maddesi uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün esasına ilişkin temyiz itirazları reddedilmek suretiyle hükmün esası Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanmıştır. Karar düzeltme talebi de reddedilmiştir.
Her ne kadar Mahkeme hükmün onanan kısmı yönünden de bozmadan sonra verdiği kararda yeniden hüküm kurmuş ise de, bu usuli bir hata olup, sonuca etkili değildir ve yok hükmündedir. Hükmün onanan kısmı kesinleşmiş artık kesin hüküm haline gelmiştir. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dahil olmak üzere bütün mahkemeleri bağlar. Kesin hüküm kamu düzenine ilişkin olduğundan, tarafların iradesine tabi değildir.
Hukuki güvenlik ve yargıya güven kesin hüküm ilkesi ile sağlanır. Hukuki güvenlik ilkesi; hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşulu olup, mevcut emredici hukuk kurallarının herkese eşit şekilde ve düzgün bir şekilde uygulanmasını da içeren bir ilkedir. T.C. Anayasa’sının 2. maddesi'nde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır. Hukuk devleti kişilerin hukuki güvenliğini sağlayan bir devlettir.
Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Hukuk devleti hukuk kurallarının onu koyanlar da dahil olmak üzere, her kişi ve kuruluşu bağlamasını ifade eder. Hukuk devleti kavramının özünü devlet organlarının hukuka bağlılığı yani, yönetimin eylem ve işlemlerini hukukun içinde kalarak yerine getirmesi oluşturmaktadır.
T.C. Anayasası 36. maddesi; “Herkes...adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü içerir. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma başlığı taşıyan 6.maddesinde; “Herkes .... davasının...hakkaniyete uygun.......olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” denilmektedir.
Adil yargılanma hakkının en önemli alt kavramlarından birisi, silahların eşitliği ilkesidir. Yargılamada taraflar arasında adil, hakkaniyete uygun bir denge kurulması gerekir.
Anayasa’nın 2. maddesiyle benimsenen hukuk devletinde, hukuki güvenliği sağlayan bir düzen kurulması asıldır. Böyle bir düzende devlete güven ilkesi vazgeçilmez temel unsurlardandır. Hukuk devletinde yasama, yürütme ve yargının hukuka bağlı olması gerekir. Yargısı hukuka bağlı olmayan bir devlette vatandaşların kendilerini güvencede hissedebileceklerini söylemek mümkün değildir.
Hukuk devletinde bireyler devlete güven duyabilmeli aynı şekilde devlet de bu güveni vatandaşa verebilmelidir.
Kesin hükme saygı uluslar arası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul görmektedir.. Eğer bir hukuk sistemi içerisinde yargının verdiği ve bağlayıcı olan bir kesin hüküm işlevsiz bir duruma getirilmiş ise adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden söz edemeyiz.
Somut olayda, Mahkemece verilen karar esas yönünden, Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiştir. Kesin hüküm gücü kazanan bir kararın, bozmaya konu edilmesi ve Mahkemece esas yönünden yargılama yapılıp karar verilmesi kamu düzenini bozacak bir sonuç yaratır. Mahkemece esas yönünden verilen ret kararı daha önce onanıp kesinleştiğine göre, yeniden esasa yönelik yargılama yapılıp ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Bu durum, uluslararası hukuk düzeninde kabul görmüş ilkelere, T.C Anayasası’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine, hukuki güvenlik ilkesine, adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil eder. Devlete ve yargıya güveni ciddi bir şekilde sarsar. Açıkladığım nedenlerden dolayı Mahkemece 16/02/2010 tarihinde davanın hak düşürücü süre yönünden reddine ilişkin verilen karar temyiz itirazları reddedilmek suretiyle kesinleştiğinden, Mahkemece esasa ilişkin yeniden yargılama yapılıp ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından sayın çoğunluğun onamaya yönelik görüşüne katılmıyorum. 11.02.2020
Full & Egal Universal Law Academy