MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı alacaklı vekili, 16/06/2014 tarihinde haczedilen mallar ile ilgili davalı 3. kişinin istihkak iddiasında bulunduğunu ancak davalı şirketler arasında organik bağ olduğunu, 3. kişinin alacaklıdan mal kaçırma gayesiyle istihkak iddiasında bulunduğunu, malların borçluya ait olduğunu iddia ederek davanın kabulü ile 3. kişinin istihkak iddiasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı 3. kişi vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, ticaret sicil bilgilerine göre 03/05/2010 tarihi itibariyle borçlu şirketin sicilden terkin edildiği, bu tarihin takip tarihinden önce olduğu, bu sebeple takip talebinde belirtilen borçlu hakkında takip yapılabilmesinin ve bu takip sırasında bu kişiliğe ait mal varlığı tespitinin hukuken mümkün olmadığı bu doğrultuda davaya konu olan malların da hukuken bulunmayan bir kişiye ait olmasının da mümkün bulunmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
1-Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı borçlu şirketin sicil kaydının 03.05.2010 tarihinde ticaret sicilinden re'sen silindiği görülmektedir. Takibe dayanak İş Mahkemesi ilamı ise 30.04.2010 tarihli olup, borcun doğum tarihi, terkin işleminin yapılmasından önceye tekabül etmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın devamının sağlanması gerekir. Zira, takibe dayanak İş Mahkemesi ilamı terkin işleminin yapılmasından öncedir.
Şu halde, davalı borçlunun ticaret sicil kaydının re'sen terkin edildiğinin anlaşılması karşısında yapılması gereken iş; anılan HGK kararı çerçevesinde, tüzel kişiliği sona eren davalı şirketin ihyası için tasfiye memurluğu ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek ayrı bir dava açılması için davacı tarafa uygun bir süre verilmeli, dava açıldığı takdirde bu davanın sonucu beklenmeli, tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde sonucuna göre karar verilmelidir.
Belirtilen maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik tahkikat ve inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamış hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davacı alacaklının sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek bulunmadığına, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
05.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy