MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi,Yıkım, Temliken Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar (birleşen dosya davalıları) vekili müvekkillerinin kayden malik oldukları 787 ada 1 parsel sayılı taşınmaza imar uygulamasından sonra davalı tarafından ev yapılmak suretiyle müdahale edildiğini ileri sürerek, elatmamn Önlenmesi ve yıkım isteklerinde bulunmuş; birleşen davanın da reddini savunmuştur.
Davalı ( birleşen dosya davacısı) vekili; müvekkilinin çekişme konusu taşınmazı kadastro görmeden önce tapulu ve haricen taksim edildiği şekilde bir kısım paydaşlarından 6.6.1973 tarihli noterde düzenlenen gayrimenkul satış vaadi senediyle satın aldığını ve hemen sonra da üzerine mevcut evini yaptığını, imar uygulaması sonucu evinin bulunduğu arsanın davacılar adına kaydedildiğini, lehine Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiğini belirtip, asıl davanın reddini savunmuş, birleşen davanın da Türk Medeni Kanununun 724. Maddesi uyarınca arsa bedeli karşılığında tapu iptali ve tescil istemiştir.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl dava elatmamn önlenmesi ve yıkım; birleştirilen dava temliken tescil istemine ilişkindir.
Davalı, taşınmazda 06.06.1973 tarihli satış vaadi sözleşmesiyle hak sahibi olduğunu iddia etmektedir. Dava konusu taşınmazın kadastro tespiti 1978 tarihinde kesinleşmiş ve çap kaydı oluşmuş, imar uygulaması 1989 yılında yapılmıştır.
Davalının kadastro tespiti öncesi gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine istinaden edindiği hakkını daha sonra yapılan kadastro tespiti sırasında 3402 S.Y.nın 13/b fıkrası aracılığıyla a bendi hükmü uyarınca kişisel hakkını mülkiyete çevirmediği ve tespitin kesinleşmesinden itibaren aynı yasanın 12/3 maddesinde öngörülen hak düşürücü süre içeresinde sözleşmeden kaynaklanan kişisel hakkını ileri sürmediği, taşınmazda hak düşürücü sürenin geçmiş olması karşısında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan bir mülkiyet hakkı bulunmamaktadır.
Davalının, dava konusu taşınmazda ayni ve şahsi bir hakkı bulunmamaktadır. Taşınmazda bulunan zemin kattaki ev için 1978 tarihinde kesinleşen kadastro Öncesi, 1973 tarihli sözleşmeye dayanıldığından ve hak düşürücü süre geçtiğinden; 1. kattaki ev içinse zaten 1989 tarihli imar uygulamasından sonra yapıldığından davalı, kaim bedele müstehak değildir.Ayrıca hapis hakkına yönelik olarak da bir talep bulunmadığından hapis hakkı tanınmadan elatmanın önlenmesi kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz İtirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nın 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 04.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy