MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup hükmün davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Asıl dosyada davacı-birleşen dosyada davalı 3 kişi vekili, müvekkiline ait iş yerinde haciz işlemi yapıldığını, hacze konu malların müvekkiline ait olduğundan bahisle istihkak iddiasının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen dosyada davacı-asıl dosyada davalı alacaklı vekili; borçlu tarafından iş yerinin muvazaalı olarak 3. kişiye devredildiğini, hacze konu malların borçluya ait olduğunu açıklayarak davanın kabulü ile 3. kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, asıl dava ve birleşen dava için İİK'nun 18/1 maddesine göre basit yargılama usulünün geçerli olduğu, bu anlamda HMK'nun 150. maddesinin uygulanması bakımından, yazılı yargılama usulü için geçerli olan 150/6 hükmünün değil, 320/4 hükmünün uygulanmasının gerekeceği, somut olayda, asıl dava sırasında daha önce 04/05/2011 tarihli celseye davacı vekilinin mazeretsiz katılmadığı ve dosyanın bir kez işlemden kaldırıldığı yine birleşen dava sırasında daha önce davacı vekilinin 03.12.2014 tarihli celsesine mazeretsiz katılmayarak dosyanın bir kez işlemden kaldırıldığı, nihayetinde her iki davanın 22.04.2015 tarihli celsesine davacı vekillerinin mazeretsiz olarak katılmadıkları gerekçesiyle HMK'nun 316/1-g ve İİK'nun 18/1 maddeleri ile HMK'nun 320/4 maddesi uyarınca asıl davanın ve birleşen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm, asıl dosyada davacı- birleşen dosyada davalı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl dava, üçüncü kişinin İİK'nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına, birleşen dava ise alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
1-Temyiz incelemesine konu asıl dava, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin yürürlükte olduğu dönemde 04.03.2011 tarihinde açılmış, ilk kez 04.05.2011’de dosya işlemden kaldırılmış, üç aylık yasal süre içinde yenilenmiş, bundan sonra 22.04.2015 tarihli oturuma da davacı tarafın katılmaması nedeniyle 6100 Sayılı HMK’nun 320/4. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
1086 sayılı HUMK.nun 409/1, 3, 5, 6. maddesi; “Oturuma çağrılmış olan tarafların hiçbiri gelmediği veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.
Yukarıdaki fıkralar hükmü gereğince dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurması üzerine yenilenebilir.
İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar açılmamış sayılır ve mahkemece bu hususta kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.
Birinci ve ikinci fıkralar gereğince işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde beşinci fıkra hükmü uygulanır.” hükmünü taşımaktadır.
Anılan madde kapsamında ilk defa işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava (bu) ilk yenilemeden sonra birden fazla takipsiz bırakılamaz. Bir diğer anlatımla 1086 sayılı HUMK’nun yürürlükte olduğu dönemde bir dava en fazla iki kez takipsiz bırakılabilir.
6100 sayılı HMK’nun 320/4. maddesinde ise: “…(4) Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır.” düzenlemesi yer almaktadır. Böylece yeni HMK ile basit yargılama usulüne tabi davalarda dosyanın işlemden kaldırılma sayısını kısıtlayan bir düzenleme getirilmiştir.
İstihkak davaları da İİK’nun 97/11. maddesi uyarınca genel hükümler dâhilinde basit yargılama usulüne tabidir.
Somut olayda çözüme kavuşturulması gereken şey, 1086 sayılı HUMK’nun 409. maddesinin mi 6100 sayılı HMK’nun 320/4. maddesinin mi uygulanacağı konusudur.
Yargılama hukuku ile ilgili kurallar genel olarak geriye yönelik uygulanabilir. Ne var ki hukuk sistemimize egemen olan hukuki güvenlik ilkesinin bir gereği olarak geriye yürüyen kuralların uygulanması sırasında kazanılmış haklara dokunulmaması gerekir.
Kazanılmış hakkın tanımı, bu konudaki yargı kararlarına ve öğretideki açıklamalara göre “Kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş hak” olarak belirtilebilir. 1086 sayılı HUMK’nun 578. maddesinde bu konuda açık bir düzenlemeye yer verilerek, kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydı ile, bu Kanun hükümlerinin geriye yönelik uygulanabileceği açıkça belirtilmiştir. 6100 Sayılı HMK’nda bu konu ile ilgili düzenleme 448. maddesinde yer almaktadır ve bununla, yeni Kanun hükümlerinin tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydı ile derhal uygulanacağı öngörülmüştür.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, HUMK zamanında açılan davalarda davacı sıfatının kazanılması ile birlikte, dosyayı iki kez takipsiz bırakabilme konusunda usuli kazanılmış bir hakkın da doğduğunu, böylece takipsiz bırakma süresini kısıtlayan yeni düzenlemenin geriye uygulanamayacağını kabul etmek gerekir. Bu sonuç, Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan ve 18.05.1954 tarihinde ana metnini imzalayıp, 25.09.1989 tarih, 89/14563 sayılı kararnameyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bağlayıcı yetkisini tanıyan Ülkemizde de geçerlilik kazanmış bulunan AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına da uygun olacaktır.
Öyleyse somut olayda; davacı 3. kişinin bir kez takipsiz bıraktıktan sonra, bir kez daha davayı takipsiz bırakma hakkının bulunduğunun kabulü ile, 1086 sayılı HUMK’nun 409. maddesindeki prosedürün uygulanması gerekirken, 6100 Sayılı HMK’nun 320/4. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi hatalı olmuştur.
2-Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davalı alacaklının Mahkeme karar tarihinden sonra dayanak icra dosyasına konu alacağını dava dışı ... ’a temlik ettiği, buna ilişkin 01.02.2016 tarihli noter evrakının icra dosyası içerisinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Alacaklı takibe konu alacağını temlik etmekle, alacak üzerindeki tasarruf yetkisi ortadan kalkmıştır. Tasarruf yetkisi temlik alana geçtiğinden temlik edenin taraf sıfatı da kalmamıştır. Husumetin temlik alana yöneltilerek taraf teşkilinin sağlanması için hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.