MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : istihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı 3. kişi vekili, 14.08.2013 tarihinde, haczedilen menkullerin davacıya ait olduğunu, müvekkili şirket ile borçlu şirketin faaliyet adreslerinin farklı olduğunu, müvekkilinin haciz tatbik edilen adreste tek başına faaliyet gösterdiğini, borçlu şirket ile aralarında hukuki ve fiili olarak bir bağ bulunmadığını, borçlu şirketin kiracısı olduklarını, taşınmazda borçlu kiracı ile yaptıkları sözlü kira sözleşmesi ile alt kiracı olduklarını, esas sözleşmede alt kiralama sözleşmesinin yasaklanması nedeni ile yazılı kira sözleşmesi yapmadıklarını belirterek, istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davacı ile borçlu şirket arasında yazılı veya sözlü bir kira sözleşmesinin mevcut olmadığını, haciz işleminin hukuka uygun olup haciz mahallinde borçlu şirkete ait evraklar bulunduğunu, borçlu şirketle yapılan anlaşma ve ibra gereği davanın konusuz kaldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacı şirket borçlu şirketin alt kiracısı olduğunu beyan etmiş ise de; bu durumun istihkak iddiasını ispata yeterli olmadığı, kaldı ki bu hususun borçlu şirket ile organik bağ olduğu iddiasını kuvvetlendirdiği, sunulan faturaların da davayı ispata yeterli olmadığı, haciz sırasında borçlu şirkete ait fatura ve evrakların bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Mahkemece ilgili İcra Müdürlüğü ile yapılan yazışmalardan, davanın dayanağı olan ... . İcra Müdürlüğü'nün 2013/17274 Esas sayılı takip dosyasının aslının kaybolduğu ve alacaklı vekilinden temin edilen evraklar ile muvakkat dosya oluşturulduğu ve Dairemize anılan takip dosyasının bu şekilde gönderildiği görülmekle, temyiz incelemesinin daha fazla sürüncemede kalmaması için takip dosyasıyla ilgili değerlendirmelerin muvakkat dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgeler doğrultusunda yapılması zarureti hasıl olmuştur. Öte yandan;
Davacı 3. kişi vekilince 16.09.2013 tarihli beyan dilekçesi ekinde sunulan bila tarihli, "İbranamedir" başlığını taşıyan, alacaklı şirketin kaşesi ve imza bulunan belge içeriğine göre, borçlunun alacaklı tarafından davanın dayanağı takip dosyası bakımından ibra edildiği görülmektedir. Ayrıca davalı alacaklı vekillerinin de, 3 ve 5 nolu celselerde ibraname nedeniyle davanın konusuz kaldığını ifade ettikleri dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Bu bilgilere göre, anılan bila tarihli ibranamenin varlığı, sıhhati ve düzenleyenin gerçek iradesini yansıtıp yansıtmadığı duraksamaya yer verilmeyecek biçimde ortaya konularak, şayet geçerli bir ibraname varsa davaya konu mahcuzlar üzerindeki hacizlerin kalkacağı düşünülerek konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, yargılama gideri ile vekalet ücreti yönünden de, 6100 sayılı HMK'nun 331. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderleri takdir edilmesi gerekirken, bu hususlar dikkate alınmadan davanın esası hakkında yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 26.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy