MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi Ve Kal
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin ... parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu ve komşu parsel maliki olan davalının evinin, vekil edeninin dava konusu taşınmazına tecavüzünün bulunduğunu açıklayarak, davalının müdahalesinin meni ile yapının kal'ine karar verilmesini istemiştir.
Davalı taraf, inşaatı yaptığı sırada belediyeye başvurduğunu ve belediye görevlilerinin yer göstermesi sonucunda binayı yaptığını, yapının değerinin arsanın değerinden fazla olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, “Davanın kısmen kabulüne, davalıların, davacıya ait ... parsel sayılı taşınmazın 1.124,00 m2' lik kısmına duvar çekmek ve ev yapmak suretiyle vaki müdahalelerinin önlenmesine, bahçe duvarının kaline, eve yönelik kal isteğinin reddine” karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, tapulu taşınmaza el atmanın önlenmesi ve kal isteklerine ilişkindir.
1-Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu ... parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğu, davalıların ... parsel sayılı taşınmazda kayıttan kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, mahkemece yapılan keşif sonrası alınan fen bilirkişilerinin 9.10.2012 tarihli raporu ve eki krokiye göre de, davacının müdahale edildiğini iddia ettiği A harfi ile gösterilen 64 m2'lik alanın ... parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve Yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Ayrıca, Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı haksız yapılanma sebebiyle temliken tescil isteklerinin müstakil bir davaya konu olması gerektiği halde, taşkın yapı sebebiyle Türk Medeni Kanununun 725. maddesinden kaynaklanan talepler, müstakilen temliken tescil davasına konu yapılabileceği gibi, taşkın inşaatı yapan kişiye karşı açılan elatmanın önlenmesi ve yıkım istekli davalarda savunma yoluyla da ileri sürülebilir.
Taşkın yapıyla ilgili davaların kabul edilebilmesi Türk Medeni Kanununun 725. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Anılan yasal düzenlemeyle öngörülen koşulların en başında gelen ve öncül koşulu yapılanmada yapı sahibinin iyiniyetli olmasıdır. Şayet yapı sahibi iyiniyetli değil ise, diğer koşulların araştırılmasına ve gerçekleşip gerçekleşmediğinin de irdelenmesine gerek yoktur.
Bir kimsenin çaplı taşınmaza yapılanmasında iyiniyetli olduğunun kabul edilebilmesi için mutlak surette Belediyeye, Tapu Sicil Müdürlüğüne veya Kadastro Müdürlüğüne yazılı olarak başvurması, oradan görevlendirilecek harita mühendisi veya fen memuru sıfatını taşıyan teknik bilirkişi marifeti ile çap kaydının kapsamının belirlenmesi bu hususlarında belgelendirilmesi zorunludur. Ancak, böylesi bir durumda yapı sahibini iyiniyetli olarak kabul etmek mümkündür. Somut olayda böyle bir durumun varlığı ispat edilmiş değildir.
Hal böyle olunca, ... parsel üzerinde yer alan ve bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen, davacı parseline taşkın olan yapı yönünden de kal talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı olduğu üzere eve ilişkin kal talebinin reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
2-Kabule göre de;
a) Yargılama sırasında, keşfen saptanan ve tecavüzlü bulunan, taşınmazın zemin değeri ve yapıların değeri üzerinden, tamamlanan harç miktarı da gözönünde bulundurulmak sureti ile davacı lehine vekalet ücreti tayini gerekirken, eksik vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsizdir.
b) Hükmün 2.maddesinde; “Eksik harcın davalılardan müteselsilen tahsiline, bu cümleden olarak; 1.031,29 TL Karar ve İlam harcına peşin yatan TL harcın mahsubu ile bakiye TL harcın müteselsilen davalılardan tahsiline” ifadelerine yer verilmek sureti ile, peşin yatan harç ile bakiye harç miktarlarının hüküm fıkrasında gösterilmemesi ve hükmün eksik bırakılması da doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nin 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13.09.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.