MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Ve Katılma Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı ... vekili, davalı eş adına kayıtlı ... parsel sayılı taşınmazın alımına ziynetleri ile katkıda bulunduğunu, ayrıca köy senedi ile alınan ev ve traktörün davalı eş ile birlikte çalışmaları karşılığı edinildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 25.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiş, 20.05.2015 tarihli yargılama oturumunda taleplerinin 17.000,00 TL'sinin katkı payı, 8.000,00 TL'sinin katılma alacağı olduğunu açıklamıştır.
Davalı ... vekili, ... parsel sayılı taşınmazı davalının babasının bedelsiz olarak davalıya verdiğini, bu parselin edinilmesine davacının katkısı bulunmadığını, ev ve traktörün alınmasına davacının katkısı bulunduğunu, ev ve traktör yönünden 7.000,00 TL miktarındaki talebi kabul ettiklerini beyan etmiş, davacının bu miktar dışındaki taleplerinin reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, 17.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren, 8.000,00 TL'nin karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
1) Bağış, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 285 vd maddelerinde düzenlenmiştir. 285. Maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık almaksızın, bağışlayanın malvarlığında bir artış sağlamak zenginleştirmek amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir. (Aydoğdu, Murat/Kahveci Nalan: Türk Borçlar Hukuku Özel İlişkileri, İzmir 2013, s. 344, Yavuz, Cevdet: Türk Borçlar Hukuku Özel hükümler, 6. B., İstanbul 2002, s. 222).
Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konabileceği gibi gizli (örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirmez. Devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak nitelendirmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir.
Yargıtay'ın ve Dairenin yerleşmiş uygulamalarına göre, eşlerden birinin anne veya babalarından gelen mallar söz konusu olduğunda; satış gösterilse dahi mal bağış olarak değerlendirilmektedir. Bu tasarrufi işlem, hayatın olağan akışına göre, fiili karine olarak bağış kabul edilmektedir. Bu karinenin aksini, yani parasını vererek gerçek anlamda satın alındığını iddia eden eş iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Kabul edilen bu fiili karine, ispat yükümlülüğü altındaki tarafı değiştirmektedir. Anne yada babadan gelen mala ilişkin tasarrufun bağış değilde gerçek anlamda satış olduğunu iddia eden eş, başta satış bedelinin ödendiğine ilişkin ödeme kayıtları olmak üzere iddiasını güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlamalıdır.
Somut uyuşmazlığa gelince taraflar, 16.02.1989 tarihinde evlenmiş, 14.09.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 27.09.2007 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasa m 10, TMK m. 202/1). Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 Sayılı TMK m.179).Tasfiyeye konu 979 parsel sayılı taşınmazın 1370/2400 payı tapuda davalının babası dava dışı Bircan Bayram adına kayıtlı iken, evlilik birliği içinde 24.06.1994 tarihinde satış yolu ile davalı adına tescil edilmiştir. Davalının babasından davalıya yapılan bu devrin yukarıda açıklanan ilkelerden anlaşılacağı üzere bağış olarak kabulü gerekir. Bu fiili karinenin aksini ispat yükü davacı taraftadır. Davacı tarafın parası ödenerek taşınmazın davalının babasından satın alındığını dosya kapsamına göre ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında, davacının 979 parsel sayılı taşınmazın alımında kullanıldığını ileri sürdüğü ziynetlerin varlığı ve anılan parselin alımına katkısı soyut tanık beyanları dışında maddi ve somut delillerle ispatlanamadığına göre ziynetlerle katkının alacak hesabında dikkate alınması da doğru değildir.
Mahkemece, 979 parsel sayılı taşınmaz yönünden anılan taşınmazın bağış suretiyle edinilmesi nedeniyle davalının kişisel malı olduğu ziynetlerle katkının da ispat edilemediğinden, alacak hesabında dikkate alınamayacağı gözetilmeden, 979 parsele ilişkin talebin reddi yerine kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
2) Edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı adına edinilen ve aksi, diğer anlatımla kişisel mal olduğu davalı tarafça ispatlanamayan ev ve traktör açısından hükme esas alınan usulüne uygun bilirkişi raporunda yazılı 10.510,00 TL katılma alacağından davalının 7.000,00 TL miktarı ile sınırlı kabulü ve davacının talebi aşılmayacak şekilde 8.000,00 TL üzerinden hüküm kurulmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Ancak, Mahkemece harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin hesaplanmasında davalı tarafın cevap dilekçesindeki kabulünün de dikkate alınması, buna göre hesaplama yapılması gerekirken, bu hususun gözden kaçırılması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nin 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy