MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal-Tescil, Mal Rejiminin Tasfiyesinden Kaynaklı Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı ... vekili, boşanma dava dilekçesiyle birlikte evlilik birliği içinde davalı kadın adına edinilen 2 adet dükkan, bir adet arsa ve kooperatif hissesinin tarafların müşterek çalışmaları ile edinildiğini açıklayarak, davalı adına olan tescillerin yarısının iptali ile davacı adına tescilini, bu mümkün olmadığı takdirde değerlerinin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece verilen süre içinde dava değeri fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 50.000,00 TL gösterilmiş ve bu değer üzerinden harç yatırılmış, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin bu istek boşanmaya bakan mahkemece yargılama devam ederken tefrik edilerek ayrı esasa kaydedilmiştir. Harcını yatırmak suretiyle sunulan 12.05.2015 tarihli dilekçeyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dükkanlar ve arsa yönünden talep 87.479,34 TL olarak açıklanmış, kooperatif hissesi yönünden mülkiyet durumu kesinleştikten sonra dava açmakta muhtariyetlerine karar verilmesi istenmiştir.
Davalı ... vekili, taşınmazların davalının kendi parası ile alındığını, davacının katkısının bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu 27-28 nolu dükkanlara ilişkin olarak davacının davalıdan TMK'nin 227. madddesi uyarınca katkı payının 8.922,36 TL, ... ada ... parsele ilişkin TMK'nin 236/1. maddesi uyarınca artık değer katılım alacağının 39.618,13 TL olmak üzere, toplam alacağı olan 48.540,49 TL'nin kararın kesinleştiği tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, dava konusu S.S. Ata-2 Konut yapı Koop.'deki taşınmazın 2B arazi sınırlarında kaldığı, mülkiyet durumu ile yapılan ödemelerin ne kadarının kim tarafından yapıldığı tespit edilemediği, davacı vekilinin 12/05/2015 tarihli dilekçesi de dikkate alınarak mülkiyet durumu kesinleştikten sonra bu taşınmaz yönünden dava açmakta muhtariyetine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davalı vekili ise, süresi içinde ayrı dilekçelerle Mahkemenin 05.11.2015 tarihli temyiz edilmemiş sayılmasına dair ek kararı, katılma yoluyla da hükmü temyiz etmiştir.
1- Davalı vekilinin 05.11.2015 tarihli ek karara yönelik temyiz itirazları incelendiğinde;
Temyiz harcı ve posta masrafı eksikliğine dair muhtıranın davalı vekiline 26.10.2015 tarihinde tebliğ edildiği, eksikliğin verilen kesin sürede giderilmediği anlaşıldığından, kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamış olmakla ek karara yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Davacı vekilinin ve katılma yoluyla davalı vekilinin hükme yönelik temyiz itirazları incelendiğinde;
a- Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan davacı vekilinin sair temyiz itirazları ve davalı vekilinin sair katılma yoluyla temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM mad. 170). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (BK mad. 544, TBK mad. 646).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM mad. 186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM mad. 189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır. Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Yukarıda izah edilen ilke ve esaslar çerçevesinde somut uyuşmazlık incelendiğinde;
Tasfiyeye konu edilen 27 ve 28 numaralı dükkanların, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 21.08.1997 tarihinde satış yoluyla davalı kadın adına tapuda tescil edildiği, evlilik birliği içinde davacının makine mühendisi, davalının ise kuaför olarak çalışmak suretiyle sürekli ve düzenli gelir elde ettikleri sabittir. Mahkemenin, davacının söz konusu dükkanlar yönünden katkı payı alacağı olduğuna dair kabulü yerinde ise de, dosya kapsamı incelendiğinde yapılan araştırma ve incelemenin hesaplama için yeterli olmadığı, gelirlerin yöntemince araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, hükme esas alınan bilirkişi raporunda katkı oranının mali müşavir bilirkişi tarafından bulunan (tarafların sgk kaydı ve hayat standardı esası uygulamasına göre evlilik tarihinden 2002 yılına kadar belirlenen gelirlerin ve dükkanların edinme tarihindeki değerlerinin günümüz bedel dönüşümü olan) değerler üzerinden tespit edildiği, dükkanların 2009 yılı değerleri ile bulunan katkı oranı çarpılması sonucu katkı payı alacağının başlangıçtaki davacının tasarruf miktarından az çıkması nedeniyle ilk baştaki katkının esas alınacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Hesap, Daire'nin yerleşmiş ilke ve esasları ile örtüşmemektedir.
Mahkemece yapılacak iş, öncelikle çalıştığı kurumlar taraftan sorulup öğrenilerek gelir evraklarının yöntemince araştırılıp ilgili kurumlardan temin edilmeye çalışılması, temin edilemiyorsa ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek dükkanların edinildiği tarihe kadar ki taraf gelirleri bulunmalı, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek sonucunda tarafların tasarruf edebilecekleri kısım bulunup toplam tasarruf içerisinde her bir eşin katkı oranı bulunduktan sonra bu oran dükkanların dava tarihindeki değerleri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacağı miktarı belirlenmelidir.
Bundan ayrı, 743 sayılı TKM’nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mallardan kaynaklanan katkı payı alacağına, faiz talebi bulunduğu takdirde dava dilekçesindeki miktar yönünden dava, ıslah edilen miktar yönünden ise ıslah tarihinden geçerli olarak yasal faize hükmedilmesi gerekir. Kararda faiz başlangıcı tarihlerinin infazda karışıklığa veya duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gereklidir (HMK mad. 297/2). Somut olayda, Mahkemece katkı payı alacağına ilişkin alacak isteğinde, faiz başlangıcının kararın kesinleştiği tarihinden başlatılması da usul ve yasaya aykırı olmuştur.
c- Davalı vekilinin diğer katılma yoluyla temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece, davalı adına kayıtlı ... ada ... parselde kayıtlı taşınmazın edinme tarihi itibariyle davalının edinilmiş malı olduğu kabul edilerek, davacı lehine yazılı şekilde katılma alacağına hükmedilmiştir. Ne var ki dosya kapsamındaki tapu kayıtlarından ... parselin 26.12.2002 tarihinde imar yoluyla oluştuğu, taşınmazın evvelinde ... parsel olarak tapuda geçtiği ve davalının bu parseldeki hissesini eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 24.05.1993 tarihinde satış yoluyla edindiği sabittir. Bu taşınmaz edinme tarihi itibariyle davalının kişisel malı olup, mal ayrılığı rejimi hükümlerine göre tasfiye edilmelidir. Mahkemece az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda bu taşınmaz yönünden davacının katkı payı alacağı belirlenmesi gerekirken delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde katılma alacağı hesaplanması bozma nedeni yapılmıştır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2-b) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin, (2-c) nolu bentte gösterilen nedenle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, her iki taraf vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (2-a). bentte gösterilen nedenle reddine, 05.11.2015 tarihli ek kararın yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle ONANMASINA, taraflarca HUMK'nin 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 25.09.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy