MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın elatmanın önlenmesi talebinin kabulüne, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş olup hükmün davalı asil tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, dava konusu 127 ada 7 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduğunu, davalının da taşınmazda hissedar olduğunu, davalının taşınmazın tamamını kullandığını, bu nedenle davalının müdahalesinin men’i ile davacının dava konusu taşınmazda hissedar olduğu tarih olan 09.04.2014 tarihinden bugüne kadar 1.250 TL ecrimisilin faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir.
Davalı; dava konusu taşınmazda murisleri ......Demir ve ...... Demir’den dolayı hissedar olduğunu, kardeşlerinin hisselerini de kullandığını, hissesine isabet eden yerin daha fazla olduğu halde daha az yer kullandığını, dava konusu taşınmazda intikal işlemi henüz gerçekleşmediğinden öncelikle davanın husumetten reddi gerektiğini, yine davanın esastan da reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davacının dava konusu taşınmazda yer kullanmadığı, davalının ise .........sından intikalen yer kullandığı ve davalının kardeşleriyle rızai taksim yapıldığını belirttiği, ancak diğer paydaşlarla taksim yapıldığının ileri sürülmediği gerekçesiyle davalının, dava konusu taşınmaza davacının payı oranında elatmasının önlenmesine ve intifadan men koşulu oluşmadığından ecrimisil talebinin reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalı asil tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
Dava; paydaşlar arası çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki el atmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa, açacağı el atmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu el atmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyo-ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere yönelen aşırı akım ve nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle oluşan hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler kurulduğu bir gerçektir. Türk Medeni Kanun'nun (TMK) 706, Türk Borçlar Kanununun (TBK) 237 ve Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz ise de, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşları arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde pek çok kimse zarar görecek, toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planı olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa, uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince, taşınmazda tüm paydaşları bağlayan fiili kullanma biçimi oluşmadığı açık olmakla birlikte 25.03.2016 tarihinde gidilen keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanında, dava konusu taşınmazın tamamının ... tarafından kullanıldığı belirtilmişse de, 06.04.2016 havale tarihli fen bilirkişilerince düzenlenmiş raporda dava konusu taşınmazın 23119,25m2 olduğu davalı ...'un kullandığı yerin davalı, davacı ve mahalli bilirkişilerce gösterilmesi sonucu ölçümlerin yapıldığı, davalı ... Coşkunun kullandığı alanın 4945,93 m2 olduğu, hissesine düşenden fazla yer kullandığı, davacının taşınmazda yer kullanmadığı tespit edilerek krokide davalı tarafından kullanılan alan kırmızı renkle gösterilmiştir. Davalının dava konusu taşınmazın tamamını kullanmadığı krokiden anlaşılmakla birlikte, yukarıda açıklanan şekilde mahkemece taşınmazda diğer hissedarların da kullandığı ve kullanabileceği yerler krokide tespit edilip gösterilerek davacının az veya çok kullanabileceği bir yer olup olmadığı hususu üzerinde durulmamış ve bu husus tam olarak araştırılmamıştır.
Hal böyle olunca, yerinde yeniden keşif yapılarak yukarıdaki ilkeler uyarınca inceleme yapılması, davacının kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının net bir şekilde belirlenmesi, davalı ve davacının usulüne uygun bildirmiş oldukları tanıkların keşif mahallinde dinlenilmesi ve bu belirlemeye göre elatmanın önlenmesi isteği bakımından bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı asilin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nin 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nin 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 01.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy