MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma sonrası yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup, hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili; ... İlçesi, 1095/21 parseldeki 1 nolu, 289/7 parseldeki 4 nolu, 1095/32 parseldeki 16 nolu ve 1280/135 parseldeki 6 nolu bağımsız bölümlerin müvekkilinin miras bırakanı ... adına kayıtlı olduğunu, müvekkilinin hem mirasçı olarak hem de dava dışı mirasçı ...'in payını satış vaadi sözleşmesi ile satın alması nedeniyle taşınmazlarda hak sahibi olduğunu, davalının ise diğer mirasçıların paylarını satış vaadi sözleşmesi ile temellük ettiğini ve pay çoğunluğunun kendisine ait olduğunu 2008 yılı Ocak ayından itibaren taşınmazlarda tek başına tasarruf ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve 01.01.2008-20.10.2011 arası dönemler için ecrimisile karar verilmesini istemiş, aşamada ecrimisil isteği eldeki davadan tefrik edilmiştir.
Davalı vekili; dava konusu taşınmazların elbirliği mülkiyetine tabi olduğunu ve tüm paydaşların birlikte dava açması gerektiğini, ayrıca müvekkilinin satış vaadi yoluyla büyük bir kısım payı satın aldığı için bağımsız bölümlerin hukuki ve fiili sorunları ile ilgilendiğini belirterek, davanın reddini savunmuş, karşı dava açarak dava konusu bağımsız bölümler için yapılan masrafları talep etmiş, aşamada karşı dava eldeki davadan tefrik edilmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, tarafların temyizi üzerine Dairece; elatmanın önlenmesi isteği ile ilgili olarak keşfen saptanan ya da saptanacak dava değeri üzerinden peşin harcın alınması gerekirken, bu zorunluluk yerine getirilmeden sonuca gidilmesinin yanlış olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur. Yerel Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; önceki hüküm gibi, davalının satış vaadi sözleşmesi gereği mirasçıların hakları ve tasarruf yetkilerine sahip olduğu, ancak taraflar arasında yapılan bir tahsis bulunmadığı gerekçesiyle davacının miras payına vaki elatmanın önlenmesine karar verilmiştir. Davacı ve davalı vekili tarafından yeniden kanun yoluna başvurulması sonucu, bu defa duruşmalı olarak yapılan temyiz incelemesi neticesinde; Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14.02.2018 tarihli ve 2015/5026 Esas, 2018/930 Karar sayılı ilamıyla; duruşma sırasında davalı tarafın çekişme konusu bağımsız bölümleri 21.06.2017 tarihinde satın aldığını belirttiği ve tapu kayıt fotokopilerini ibraz ettiği, bu durumda dava konusu 1095 ada 21 sayılı parseldeki 1 nolu, 289 ada 7 sayılı parseldeki 4 nolu, 1095 ada 32 sayılı parseldeki 16 nolu ve 1280 ada 135 sayılı parseldeki 6 nolu bağımsız bölümlere ilişkin kayıtların getirtilmesi, davalının anılan bağımsız bölümlerin maliki olduğunun tespiti halinde davacı-davalı sıfatının birleşmesi nedeniyle dava konusuz kalacağından karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verilmesi gerektiği belirtilerek hüküm ikinci kez bozulmuştur.
Bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemece; davalının, davacıya ait dört adet taşınmazdaki miras payını tapudan 21.06.2017 tarihinde satın aldığı, böylece davacının her dört bağımsız bölümde de payının kalmadığı belirtilerek davanın konusuz kalması nedeniyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm yine davacı ve davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
1. Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, reddine.
2. 6100 sayılı HMK’nin 331/1. maddesi; “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder” şeklindedir. Bu doğrultuda, somut olayda; davanın açıldığı tarihte davacının haklı olduğu sabit olduğuna göre; davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin tamamının davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerekirken, farklı gerekçeyle davacının payı oranında davalının yargılama giderlerinden sorumlu tutulması doğru olmamıştır. Ancak anılan hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılmadığından, Mahkeme kararının düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. (HUMK mad. 438/7, HMK mad. 370/2).
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise sair temyiz itirazlarının reddine, (2) no’lu bentte yazılı nedenlerle kararın 4. paragrafının madde metninden çıkarılarak yerine “davacının yapmış olduğu 1.766,95 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine” ibaresinin yazılmasına, 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 438/7. maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 35,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 23,40 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına, 31.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.