MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Müdahelenin Meni, Ecrimisil, Tapu İptali Ve Tescil, Tazminat
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 19.09.2018 Çarşamba günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Av. ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, ... ada ... parsel sayılı taşınmazın 20/60 arsa payını 22.12.1993 tarihinde edindiğini; davalının bu taşınmazı boşaltmadığını ileri sürerek, davalının elatmanın önlenmesi ile taşınmazın boş olarak teslimine; dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre için belirlenecek ecrimisilin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, karşı davasında; üçüncü kişilere olan borçları nedeniyle, davacıdan borç para aldığını; buna karşılık taşınmazdaki malik olduğu 40/60 payı devrettiğini, aralarında 31.01.1994 tarihinde borcun ödenmesi durumunda, payın tapuda iade edileceğine dair 29.01.1993 tarihli sözleşme düzenlendiğini, kayınbiraderi ...'ın 06.04.1994 tarihinde 3 nolu bağımsız bölümü davacıdan satın alarak satış bedelinin davacıya borca mahsuben ödediğini; kalan borcu ödemek istediğini olayda inançlı işlemin söz konusu olduğunu borcu ödemeye hazır olduğunu ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uymak suretiyle yapılan yargılama neticesinde, davacı yanın yasal koşulları oluşmayan ecrimisil ve el atmanın önlenmesi isteminin reddine, davalı yanın karşı davasının kabulü ile inanç sözleşmesine bağlı olarak mahkemece oluşturulan ara karar gereğince kalan borcu mahkeme veznesine depo ettiğinden tapu iptali ve tescil isteminin kabulü ile dava edilen ... ada ... parsel sayılı taşınmaz zemin kat 1 nolu depo dükkan ile 1. kat 3 nolu bağımsız bölümün davacı yan adına olan tapusunun iptali ile ... mirasçıları adına miras hisseleri gözetilerek tapuya kayıt ve tesciline, tecil kararı doğrultusunda davalı yanca mahkeme veznesine yatırılan paranın davacıya ödenmesine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine ilişkin olarak verilen ilk hüküm, 1.Hukuk Dairesi'nin 29.1.2008 tarih 2007/10009 Esas, 2008/934 Karar sayılı ilamı ile,"...29.01.1993 tarihli belgenin inançlı işlemin belgesi olduğu, sözleşmede yer alan vade şartının Borçlar Kanunun 19. ve 20. maddeleri karşısında batıl olduğu, Borçlar Kanunun 125. maddesinde belirtilen süre içerisinde her iki tarafın edimin ifasını isteyebileceği,.. taraf delillerinin değerlendirilmesi ve hasıl olucak sonuca göre karar verilmesi.." gereğine değinilerek bozulmuş, Mahkemece, bozma ilamına uyulma kararı verildikten sonra davacı yanın ecrimisil isteminin yasal koşulları oluşmadığından redine, karşı davanın özellikle ıslah dilekçesindeki terditli talep de gözetilerek kısmen kabulü ile bilirkişi heyetinin 04.01.2012 tarihli ek raporuna göre davaya konu davacı adına kayıtlı taşınmazların dava tarihi itibariyle toplam 90.000 TL değer üzerinden hakkaniyet ilkesi gözetilerek 17.967,80 TL'nin düşürülmesi sonucu kalan 72.032,20 TL nin karşı dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı yandan alınarak mirasçılara hisseleri oranında ödenmesine karar verilmiş, taraf vekillerinin temyizi üzerine 1. Hukuk Dairesi'nin 2012/16027 Esas, 2013/15489 Karar sayılı ilamı ile ".. asıl davada çekişme konusu taşınmaza el atmanın önlenmesi isteği bakımından değerlendirme yapılmadan, olumlu olumsuz karar verilmeden ecrimisil isteğinin reddine karar verildiği, aynı şekilde karşı davadaki asıl istek olan tapu iptali ve tescil talebi bakımından da bir değerlendirme yapılmadan terditli istem olan tazminat bakımından hüküm kurulduğu, tarafların tüm istekleri bakımından gerekçesi açıklanmak suretiyle olumlu yada olumsuz karar verilmesi.." gereğine işaret edilmek suretiyle bozulmuş, bozma ilamına uyma kararı verildikten sonra yukarıda yazılı şekilde karar verilmiştir.
Asıl dava, bağımsız bölüme elatmanın önlenmesi ve ecrimisil, karşı dava ise, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tazminat isteğine ilişkin olup, uyulan bozma ilamı sonrasında mahkemece, asıl davanın reddine, karşı davanın tapu iptali ve tescil isteği yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Mahkemece; hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda karşılıklı talepler yeniden değerlendirilerek davacı yanın yasal koşulları oluşmayan ecrimisil ve el atmanın önlenmesi isteminin reddine, davalı-karşı yanın terditli taleplerinden tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne karar vermek gerektiği şeklindeki gerekçe gerekçe olarak kabul edilemez. Mahkemece, gerekçede yazılı delillerin hangisine neden üstünlük tanındığının anlaşılamadığı, delillerin tartışılmadığı ve değerlendirilmediği gibi inançlı işlemin geçerliliğinin kabulü halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının 97. maddesinde yer alan düzenleme gereğince Mahkeme veznesine depo edilecek miktar yönünden hükme yeterli bir araştırma yapılmadan, davacı tarafından satılan dairenin borca mahsuben satıldığının hangi delillerle ispat edildiği açıklanmadan, davalı-karşı davacının beyanına dayalı olarak daire bedeli borçtan mahsup edilerek 17.967,80 TL’nin depo ettirilmek suretiyle sonuca gidildiği anlaşılmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki; T.C. Anayasası'nın 138 ve 141/3 maddeleri gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasa'nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün ve E:323, K:391; 10.9.1991 gün ve E:281, K:415; 25.9.1991 gün E:355, K:440; 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'da “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır denilmiştir. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK.nin 297. (Mülga HUMK'nin 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK.nin 27. maddesinin (HUMK'nin 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.
Öte yandan, mahkeme kararlarının tarafların, başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
O halde mahkemece yapılacak iş; taraflarca sunulan tüm delilleri ile birlikte talepleri değerlendirmek, sonucuna göre kabul sebebini içeren, tarafları doyurucu, hukuki denetimi mümkün ve özellikle Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nin 297. (Mülga HUMK'nin 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Eksik incelemeyle gerekçesiz şekilde hüküm kurulamaz.
SONUÇ: Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK.nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK.nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.630,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davalı-karşı davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı-karşı davalıya verilmesine
taraflarca HUMK'nin 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı-karşı davalıya iadesine, 19.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.