MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.10.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Av. ... ...... geldi. Karşı taraftan ... ve müşterekleri vekili Av. ... ......, ... vekili Av. ... ...... ve ...... bizzat geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, paydaşı olduğu 96 ada 7 parsel sayılı taşınmazı davalıların gerek bizzat gerekse kiraya vermek suretiyle kullandıklarını ileri sürerek asıl ve birleştirilen davada ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., taşınmazı kendi payı oranında kullandığını, diğer davalılar ise dava konusu taşınmazlardan faydalanmadıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise kısmen kabulüne dair verilen karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesince "... somut olayda, davalılardan Celal savunmasında taşınmazın bölümlerinden bir kısmının metruk olduğunu, bu nedenle kiraya verilemeyip boş kaldığını, böylelikle de semere elde edilemediğini beyan etmektedir. Diğer davalılar ise, kendilerinin bu taşınmazdan bir gelir elde etmediklerini ifade etmektedirler. Öyle ise mahkemece, yukarıdaki ilkeler gereğince, öncelikle dava konusu taşınmazın hangi davalılar tarafından ve ne şekilde tasarruf edildiği, taşınmazın davalının savunmasında belirtildiği gibi metruk olup olmadığı, metruk ise bu hali ile gelir ve ecrimisil getirip getirmeyeceği hususlarının açık bir şekilde saptanmasından sonra, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. Kabule göre ise, mahkemece takdir olunan ecrimisilin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Davalılar taşınmazda hisseleri oranında malik olup, müteselsil sorumluluk dava konusu olayda bulunmadığından, eğer davalılar aleyhine ecrimisile karar verilecek ise, her bir davalının payı oranında ecrimisil hükmedilmesi gerekirken, müteselsilen ve müştereken tahsile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. ... " gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Asıl ve birleştirilen dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli taşınmazda davacının 112/560 hisse ile paydaş olduğu, davalı ...'ın 112/560 pay, davalı ...'in 28/560 pay, davalılar ......'in 42/560'şar pay, davalı ...'in 112/560 pay, davalılar.........'ın ise 16/560'ar paylarla paydaş oldukları, dava konusu taşınmazda ... + zemin + 4 katlı bina bulunduğu, 31.08.2006 tarihli bilirkişi raporuna göre binada bulunan 19 bağımsız bölümün biri depo olmak üzere 7 adetinin dükkan, 11 adetinin de mesken olarak kullanıldığı, ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 15.01.2008 tarihli ve 2006/228E, 2008/104K sayılı kararı ile dava konusu 96 ada 7 parsel sayılı taşınmazda kat mülkiyeti kurularak, bağımsız bölümlerin taraflar adına ayrı ayrı tesciline karar verildiği 22 adet bağımsız bölümden 1 numaralı bağımsız bölümün kahvehane, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 ve 11 numaralı bağımsız bölümlerin dükkan, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21 ve 22 numaralı bağımsız bölümlerin ise mesken vasfında olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece bozmaya uyulmakla birlikte, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiği söylenemez.
Şöyle ki; Mahkemece, 12.02.2015 günlü 12. oturumda davacı vekiline davaya konu taşınmazların hangi davalılar tarafından hangi dönemlerde kullanıldığının açıklanması için 2 haftalık süre verilmiş, davacı vekili tarafından da 26.02.2015 tarihli ayrıntılı beyanları içerir dilekçe sunulmuştur. Fakat, anılan beyanların, tanık beyanları, taraf beyanları ve davalı ...'in 05.02.2008 tarihli taşınmazların kullanım durumlarını belirten açıklamaları gözardı edilerek sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; dava konusu her bir taşınmaz başında keşif yapılarak tanıkların dinlenilmesi, davacı vekilinin 26.02.2015 günlü açıklamalarını içerir dilekçesi ile tanık beyanları, taraf beyanları ve davalı ...'in 05.02.2008 günlü dilekçesi de karşılaştırılmak suretiyle öncelikle kullanılan taşınmazların tespit edilmesi, daha sonra hangi taşınmazların ne şekilde, kim tarafından kullanıldığının saptanması ve davalıların haksız kullanımlarının belirlenmesi halinde tespit edilecek ecrimisile hükmedilmesi, aksi takdirde davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi hükümleri uyarınca 1.630,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy