MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi, Yıkım Ve Tazminat
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili davalı ... ve ...... Hizmetleri A.Ş. aleyhine açtıkları asıl dava dilekçesinde, müvekkilleri ile davalı ...’ın ...... mevkii, 128 parselin müşterek malikleri olduğunu, davalılardan ...'ın dava konusu 128 parsele, diğer paydaşların müvekkillerinin izni ve muvafakati olmadan ...... AŞ ile dava konusu yere ...... baz istasyonu kurulması yönünde kira sözleşmesi imzaladığını, dünya genelinde baz istasyonlarının yaşam faaliyetlerinin sürekli devam ettiği yerlerde kurulmalarının kanser, lösemi gibi hastalıklara neden olduğunu, diğer maliklerin onayının bulunmaması ve halk sağlığı açısından da tehlike arz etmesi nedeniyle davalıların dava konusu alana baz istasyonu ve eklentileri nedeniyle yaptıkları müdahalenin menine, bu amaçla yapılan betonarme v.s. ekipmanların sökülerek kaldırılmasına ve kal'ine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar vekili davalı ...Ş. aleyhine açtıkları birleşen dava dilekçesinde, ...... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/26 E sayılı dosyasında davalılar ...ve ... hakkında meni müdahale ve kal talepli dava ikame edildiğini, dava konusu alanda dosyaya sunulan en son kira kontratında iş bu davanın davalısının kiralayan sıfatıyla yer aldığından davalıların dava konusu alana baz istasyonu ve eklentileri nedeniyle yaptıkları müdahalenin menine, bu amaçla inşaa edilen betonarme çelik konstrüksiyon elektrikli elektronik ekipmanların sökülerek kaldırılmasına ve kaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkilinin hissesine düşen yeri kiraya verdiğini bunun tüm paydaşlar tarafından bilinmesine rağmen bugüne kadar sessiz kalındığını, tüm paydaşların taşınmazı payları oranında gerek ekip biçmek gerek inşaat yapmak v.s. suretiyle kullandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...Ş. vekili, kira sözleşmesinin imzalanmasının olağanüstü iş niteliğinde olmadığını, bu sözleşmenin imzalanması için malik olmaya da gerek olmadığını, zira diğer davalının ...... ile 1999 yılında kira sözleşmesi imzaladığını, malik olduğu iddia edilen davacıların çok uzun bir süre sessiz kalarak bu duruma muvafakat gösterdiklerini, ayrıca Yargıtay kararlarında da fiili kullanım konusunda taraflar arasında bir sözleşme olup olmadığının araştırılması gerektiğini, bu nedenle keşif yapılmasını ve bilirkişi raporu alınmasını talep etmiş baz istasyonunun sağlığa zararlı olduğunu kabul etmeyerek davanın reddini istemiştir.
Davalı ...Ş. vekili de, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulü ile ..., ......, ...... Köyü, 128 parsele yönelik ...... AŞ'ye ait baz istasyonunun müdahalesinin önlenmesine ve kal'ine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu ... ......, ...... Köyü 128 parsel sayılı taşınmazın kayden davacılar ile davalı ... arasında paylı mülkiyete konu olduğu, taşınmazın 29/12/1999 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli yazılı kira sözleşmesi ile davalı ... tarafından diğer davalı ...Ş. ye kiraya verildiği, 26/03/2007 tarihli protokol ile kira sözleşmesinin feshedildiği ve son olarak taşınmazın 26/03/2012 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli yazılı kira sözleşmesi ile davalı ... tarafından davalı ...Ş. ye kiraya verildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.), Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Açıklanan hukuki olgular ışığı altında somut olaya gelince; Mahkemece, hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki; davalı paydaş ... gerek cevap dilekçesinde gerekse temyiz dilekçesinde her bir malikin yerinin belirli olduğunu, kendi payını kiraya verdiğini belirtmek suretiyle paydaşlar arasında fiili taksimin bulunduğunu savunmuş diğer davalılar da fiili taksim savunmasında bulunmuştur. Mahkemece paydaşlar arasında fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı ya da davacıların kullanabileceği bir bölüm olup olmadığı üzerinde durulmamıştır. Hâl böyle olunca, yerinde keşif yapılarak yukarıdaki ilkeler uygulanmak sureti ile araştırma yapılması, dava konusu edilen taşınmazlarda davacıların kullanabileceği bir bölüm olup olmadığının saptanması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılara ayrı ayrı iadesine, 17.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.