MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi ve Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, dava konusu 650, 651, 652, 672, 684, 679 ve 712 parsel sayılı taşınmazlarda tarafların ortak mirasbırakanı ....'in hissesinin bulunduğunu, davalının taşınmazları tek başına kullanarak vekil edenlerinin kullanımına engel olduğunu ve gelir elde ettiğini ileri sürerek, davalının dava konusu taşınmazlardaki müdahalesinin menine, geriye dönük 5 yıllık dönemde her yıl bir dönem kabul edilecek şekilde yasal faiz miktarı da dahil olmak üzere 5000 TL ecrimisilin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile davacılar ...'e 363,11 TL'şer tazminat, 24,9 TL'şer birikmiş faizin ödenmesine, ödenen tazminatlara dava tarihi itibari ile faiz işletilmesine, dava konusu 650, 651, 652, 672, 684, 679 ve 712 parsel sayılı taşınmazlardaki davacılar ...'e ait 560/15680'şer hisselere yönelik müdahalenin hisseleri oranında menine, davacıların diğer taleplerinin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Dosya kapsamından, çekişme konusu 650, 651, 672, 679, 684 ve 712 parsel sayılı taşınmazların tarafların ortak mirasbırakanı ...(532/1344 hisse) ve dava dışı diğer paydaşlar adlarına, 652 parsel sayılı taşınmazın ise müstakilen ... (tam hisse) adına, çalılık (679, 684, 712 parseller), tarla (652, 672 parseller), çay bahçesi (651 parsel) ve tarla ve ev (650 parsel) nitelikleri ile kayıtlı oldukları anlaşılmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.), Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nın müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Açıklanan hukuki olgular ışığı altında somut olaya gelince; Mahkemece, hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki; paydaşlar arasında fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı ya da davacıların kullanabileceği bir bölüm olup olmadığı üzerinde durulmamıştır. Hâl böyle olunca, yerinde yeniden keşif yapılarak yukarıdaki ilkeler uygulanmak sureti ile araştırma yapılması, dava konusu edilen taşınmazlarda davacıların kullanabileceği bir bölüm olup olmadığının saptanması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, Mahkemece hükme esas alınan fen bilirkişi raporunda davalının 652, 679 ve 712 parsel sayılı taşınmazlarda kullanımı olmadığının bildirilmesine rağmen, bu taşınmazlar yönünden de davalının müdahalesinin menine karar verilmesi isabetli olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, istek halinde peşin harcın temyiz eden davalıya iadesine, 12/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy