MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım ve Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
-KARAR-
Davacı, maliki olduğu 2410 ada 2 parsel sayılı taşınmaza, davalıya ait aynı ada 246 parsel sayılı taşınmazına inşa ettiği yapının tecavüzlü olduğunu ileri sürerek elatmasının önlenmesine, ecrimisile ve yapının yıkılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, kasti müdahalesi olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, müdahalenin keşfen saptandığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi, ecrimisil ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 2410 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kayden davacıya ait olduğu, ... 9. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/136 Değişik İş sayılı dosyasında davacıya ait taşınmazın 63,50 m²'lik kısmının davalıya ait parselin kullanımında olduğunun tespit edildiği, davalı savunmasına karşın kadastro müdürlüğünün 12.12.2014 günlü cevabında eski kadastral poligonlar zeminde bulunamadığından bu noktaların birbiriyle veya zeminle uyuşumlu olup olmadığı ya da poligon noktaları arasında kaymalar bulunup bulunmadığı konusunda net bir tespit yapılmasının mümkün bulunmadığı yönünde cevap verildiği, 26.03.2015 günlü bilirkişi raporunda ise Kadastro Müdürlüğü'nün 16.09.2013 tarihli aplikasyon krokisinde belirtilen ve (B) harfi ile gösterilen tecavüzün varlığının tespit edildiğini beyan ettikleri anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi davalarında teknik bilirkişilerin raporları, verilecek kararların en önemli dayanağını oluşturur. Bu itibarla teknik bilirkişilerin pafta ve çap uygulaması sağlıklı olmalı, ölçüm hatasız yapılmalıdır. Öte yandan, ölçümün ve harita- kroki uygulamasının kadastro sırasında konan nirengi-poligon noktalarından yararlanılarak yapılması zorunludur. Zira, çap ve krokinin de içinde yer aldığı, harita bu nirengi noktalarına göre yapılan ölçüm sonucu hazırlanmıştır, ancak, poligon ve nirengi noktaları bulunamıyorsa kadastro sırasında var olan sabit sınır ve tesisler uygulamada dikkate alınmak ve bunlara poligon noktası niteliği verilerek ölçüm yapılması gerekmektedir.
Somut olaya gelince; hükme esas alınan 13.08.2014 tarihli bilirkişi raporunun yukarıda belirtilen hususları içermediği, zira nirengi ve poligon noktaları gösterilmeden ve krokiye dayanmadan sonuca gidildiği görülmektedir.
Hâl böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler gözetilerek, mahallinde üç kişilik harita mühendisi sıfatını taşıyan bilirkişi heyeti aracılığıyla uygulama yapılmak suretiyle, takometrik aletlerle kadastral yöntemlere uygun biçimde ölçüm yaptırılması, bilirkişilerden uygulamayı yansıtan, infazı sağlamaya yeterli kroki ve rapor alınması, müdahale olup olmadığının kuşkuya yer bırakmayacak ve denetime elverişli olacak biçimde saptanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 29.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy