MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi,Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, çekişmeli taşınmazdaki payını yıllardır davalının kullandığını, payına karşılık kullandığı bir yer bulunmadığını, talep etmesine rağmen davalının yerini teslim etmediğini ileri sürerek hissesine vaki müdahalenin men’i ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren (5 yıllık) 1.000 TL ecrimisil bedelinin faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davanın kabulüne ilişkin ilk hüküm, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2013/14194 Esas ve 2013/17374 Karar sayılı ilamı ile eksik araştırma ve inceleme gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyma kararı verildikten sonra mahkemece (ikinci kararda) davanın kabulüne, “Fen bilirkişisi ...'nin 21.03.2013 tarihli raporunda içi sarı boyalı gösterdiği 9.927,08 m2'lik kısmında davalı tarafından davacının payına yapılan müdahalenin menine,” karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 706 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olup, davacı ile davalının ve dava dışı bir çok kişinin taşınmazda paydaş oldukları anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.), Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince, mahkemece davaya konu taşımazda harici veya fiili taksim olup olmadığı, var ise davaya konusu edilen kısmın kime özgülendiği hususlarında hükme yeterli bir inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Bu şekilde mahkemece, her ne kadar bozma ilamına uyma kararı verilmiş ise de bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; mahkemece, mahallinde yeniden keşif icra edilerek, davacı ve davalı tanıklarının beyanlarının keşif mahallinde alınması, toplanacak delillere göre, davaya konu edilen taşınmaz yönünden, tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının ve her paydaşın payına özgülenen bir kısım yer bulunup bulunmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmesi, oluşmuş ise her bir paydaşın kullanımına bırakılan bölümün fen bilirkişisi tarafından düzenlenecek rapor ve krokiye yansıtmasının sağlanması, davacının kullanımına bırakılan bölüme el atmanın olup olmadığının belirlenmesi, fiili kullanma durumu oluşmuş ve davacıların kullanımına bırakılan bölüme el atma var ise davanın kabul edilmesi, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşmamış olması halinde, uyuşmazlığın ...nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi, bu çerçevede, davacının taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının açıkça saptanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yukarıdaki ilke ve olgular doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Kabule göre de, çekişmeli taşınmazdaki davacı payına düşen miktarın hesap edilerek m2 üzerinden kabul kararı verilmiş olması da isabetli değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 26.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy