MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi Ve Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, kayden müvekkilinin murisi ... ...'a ait dava konusu 1 parsel sayılı taşınmaz üzerine davalı ...'ün 3 katlı betonarme ev, diğer davalı ...'ın ise samanlık ve garaj yapmak sureti ile elattıklarını öne sürerek elatmanın önlenmesine ve taşınmaz üzerindeki yapıların kal'ine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..., dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan binanın kendisine ait olduğu hususunda açtığı tespit davasının lehine sonuçlandığını, dava konusu taşınmazın davacının murisi tarafından 1983 yılında dava dışı kardeşi ...'a satıldığını, ...'ın ise taşınmazı 1985 yılında diğer davalı ...'a sattığını, taşınmazı yaklaşık 30 yıldır kullandığını, evi iyiniyetli yaptığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı ..., dava konusu taşınmazı ...'dan 1985 yılında satın aldığını, bu hususta ...ile aralarında anlaşma yapıldığını, tapuda muris ...'ye ait yeri yaklaşık 30 yıldır kullandığını, iyiniyetli zilyet olduğunu açıklayarak, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın 25.05.1983 tarihli harici satış sözleşmesi ile davacının murisi tarafından kardeşi ...'a satıldığı, ...tarafından da 22.10.2012 tarihli harici satış sözleşmesi ile davalı ...'a satıldığı, her ne kadar devir resmi olarak yapılmamış ise de harici satışların iyiniyetli olarak yapıldığı, dava konusu yerlerin 1983 yılından beri davalılar ve ...tarafından kullanıldığı, davacının bu süre zarfında herhangi bir girişimde bulunmayıp yaklaşık 30 yıl sonra dava açmasının iyiniyetli olmadığı, kal talebi için kanunun aradığı kötüniyet şartının davallılar yönünden gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine ilişkindir.
1. Davacı vekilinin elatmanın önlenmesi talebine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Mahkemece her ne kadar yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de, Mahkemenin bu gerekçesine katılma imkanı bulunmamaktadır.
Şöyle ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Somut olaya gelince; dosyaya yansıyan belge ve beyanlardan, çekişmeli 1 parsel sayılı taşınmazın 10.09.1971 tarihinde tapulama sebebi ile davacının murisi adına tescil edildiği, davalıların kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, davalıların taşınmaz üzerinde ev, samanlık ve garaj yapmak sureti ile tasarruf ettikleri dosya kapsamı ile sabittir.
Hal böyle olunca, davacının mülkiyet hakkına üstünlük tanınmak suretiyle, dava konusu taşınmaza davalıların müdahalesinin önlenmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı ve yerinde olmayan gerekçelerle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
2. Davacı vekilinin yıkım talebine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Davalılarca, dava konusu taşınmazın davacının murisi tarafından 1983 yılında haricen kardeşi ...’a satıldığı, kendilerinin tasarrufta bulundukları taşınmaz kısımlarını ...’dan satın aldıkları, o tarihten beri de üzerine bina yapılmak suretiyle kullanıldığı iddia edilmiş Mahkemece de bu savunmaya itibar edilerek neticeye gidilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, gayrimenkullerin alım ve satımlarının TMK'nin 706, TBK'nin 237 Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri gereğince resmi şekilde yapılması zorunlu ve koşuldur. Öyle ise, haricen yapılan satışa değer verilmesine yasal olanak yoktur.
Somut olayda, haricen satın alma olgusu tarafların kabulünde olup, bu husus dosya kapsamı ile de sabittir. Bilindiği üzere, 1940 tarihli ve 2/77 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, bir taşınmazın haricen satılması halinde tarafların verdiklerini isteyebilecekleri kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, 4721 sayılı Yasa'nın 994. maddesi hükmü uyarınca haricen satın alan kişinin iyi niyetli olduğunda kuşku yoktur.
Hal böyle olunca; davada yıkım isteği de bulunduğu gözetilerek 1940 tarihli ve 2/77 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince harici satış bedeli, Medeni Kanunu'nun 994. maddesi uyarınca da taşınmazda gerçekleştirilen faydalı ve zorunlu giderler üzerinden davalılar yararına hapis hakkı tanınmak suretiyle yıkım isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.