MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Ecrimisil Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın ve karşı davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı-karşı davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine duruşma istemi değerden reddedilmiş olmakla, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı-karşı davalılar vekili, dava konusu 447 ada 6 parsel sayılı taşınmazın taraflara ortak murislerinden intikal ettiğini, taşınmaz üzerinde tapu kayıtlarında yer almayan dört katlı bina bulunduğunu, anılan binanın ikinci katında bulunan dairede yıllardır davalının oturduğunu, zemin katta bulunan dükkan ile bir ve üçüncü katlarda bulunan dairelerin kiralarının yine davalı tarafından tahsil edildiğini, davalının tüm uyarılara rağmen ne kullandığı daire için ne de tahsil ettiği kira geliri için müvekkillerine ödeme yapmadığını öne sürerek asıl davanın kabulü ile dava tarihinden geriye yönelik beş yıllık dönem için 10.000 TL ecrimisilin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 02.02.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 57.755,00 TL ye yükseltmiş, karşı davanın ise reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı-karşı davacı, dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan binanın zemin katının mağaza olup 2012 yılında kiraya verildiğini, öncesinde bu bölüm hep boş olduğu için gelir elde edilemediğini, ikinci katında kendisinin oturduğunu, bir ve üçüncü katlarda ise kiracıların oturduğunu, yılın altı ayında kira gelirinin kendisi, diğer altı ayında ise davacı annesi Meryem tarafından tahsil edildiğini açıklayarak asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuş, karşı dava dilekçesinde ise, davalıların yılın belli dönemlerinde yurtdışında yaşadıkları için müşterek mülkiyete tabi taşınmazıın tüm zorunlu bakım ve yenileme maliyetinin kendisi tarafından yapıldığını öne sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000 TL alacağın davacı/karşı davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, asıl davanın kabulü ile, 57.755,00 TL ecrimisilin 22.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, karşı davanın kabulü ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL alacağın 30.04.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine karar verilmiş, hüküm, davalı-karşı davacı vekili tarafından asıl davaya yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenmiş olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 141/3. maddesine göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK'de de yer verilmiştir. HMK'nin 297. maddesine göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK'nin 298/2. maddesinde ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur.
HGK'nin 24.02.2010 tarihli ve 2010/1-86 Esas, 2010/108 Karar sayılı kararında da "Yasa'nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur." hususlarına yer verilmiştir.
Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırı olacaktır.
Somut olayda, Mahkemece, hükmün gerekçesinde dava konusu taşınmaza ilişkin olarak davacı paydaşlar tarafından davalı paydaş aleyhine 24.09.2012 tarihinde ortaklığın giderilmesi davası açıldığı, ortaklığın giderilmesi talebine ilişkin dava dilekçesinin davalı tarafa 09.10.2012 tarihinde tebliğ edildiği, bu tarihten sonrası için intifadan men koşulunun gerçekleşmiş sayıldığı belirtilmesine rağmen gerekçenin devamında dava tarihi olan 17.04.2013 tarihinden geriye yönelik olarak beş yıllık dönem için hesaplama yapan bilirkişi raporunun hükme esas alındığı belirtilmiş, hüküm fıkrasında ise dava tarihinden geriye dönük olarak beş yıllık dönem için 57.755,00 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Bu durum karşısında, hüküm ile gerekçenin çelişik olması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı-karşı davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy