MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Ecrimisil, Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava konusu taşınmazda vekil edeninin de hissesi olduğunu, davalı ... ve davalı şirketin taşınmazı davacının kullanmasına engel olduğunu açıklayarak, elatmanın önlenmesini ve 2006 yılından itibaren taşınmazı kullanmaları nedeniyle şimdilik 8.000,00 TL ecrimisilin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 05.04.2011 tarihli dilekçesiyle ecrimisil yönünden talep miktarını 17.775,00 TL'ye yükseltmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulüne, ..İlçesi ... Köyü 6562 parsel sayılı taşınmazda davacı ...'nın 9/24 payına davalıların elatmalarının önlenmesine, 17.775,00 TL ecrimisilin 8.000,00 TL’sinin dava tarihi olan 06.07.2009 tarihinden itibaren, 9.775,00 TL'sinin tamamlama harcının yatırıldığı 12.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalılar vekilinin ecrimisile yönelik diğer temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
Mahkemenin 30.11.2012 tarihli ilk kararında, davanın kısmen kabulüyle, müdahalenin önlenmesi talebinin reddine, ecrimisil talebi yönünden 5.188,50 TL ecrimisilin davalı ...'dan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyiz itirazı üzerine yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.04.2013 tarihli bozma ilamıyla hüküm “elatmanın önlenmesi isteği yönünden harç alınmadan esas hakkında karar verilmeyeceği” gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 26.12.2013 tarihli ikinci kararla davanın kısmen kabulüyle, davalı şirket yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden davanın kabulüyle, davacının hissesine yapılan müdahalenin önlenmesine, 17.775,00 TL ecrimisilin davalı ...'dan tahsiline karar verilmiş, davacı vekili ve davalılar vekilinin temyiz itirazı üzerine yapılan temyiz incelemesi sonunda bu kez Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 17.03.2015 tarihli bozma ilamıyla hüküm “her bir davalının taşınmazın hangi bölümlerini kullandığı belirlenerek, davalı şirket hakkında da elatmanın önlenmesi talebinin kabulüne ve davalıların kullanım durumlarına göre ayrı ayrı hesaplanacak ecrimisile karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece, 01.10.2015 tarihli 1. oturumda bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama neticesinde, temyize konu hüküm kurulmuştur.
Vermiş olduğu bir hüküm Yargıtay tarafından bozulan ve Yargıtayın bu bozma kararına gerek iradi ve gerekse kanuni şekilde uymuş olan hukuk mahkemesi, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Mahkeme, bozma kararından dönerek direnme kararı veremeyeceği gibi, hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan bölümleri hakkında da yeni bir hüküm kuramaz. Bu müesseseye “usuli müktesep hak” veya “usule ilişkin kazanılmış hak” denir. “Usuli Müktesep Hak”, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay İçtihatları ile kabul edilmiş, usul hukukunun ana ilkelerindendir ve kamu düzeni ile ilgilidir. Açıkça bozmaya uyulmasına karar verilmesiyle, taraflardan birisi yararına usule ilişkin kazanılmış hak doğar. Bundan sonra mahkemenin yapacağı iş, bozma kararı uyarınca ve o doğrultuda işlem yapmak ve gerekli kararı vermekten ibarettir. Kural olarak, hakim ara kararından dönebilirse de, bozmaya uyulmasına ilişkin karar bunun istisnalarındandır. Farklı anlatımla; bozma kararına uyan mahkeme, bununla bağlıdır.
Ne var ki; Mahkemece, bozmaya uyulduğu halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir.
Şöyle ki, bozma ilamında, “her bir davalının taşınmazın hangi bölümlerini kullandığı belirlenerek, davalıların kullanım durumlarına göre ayrı ayrı hesaplanacak ecrimisile karar verilmesi gerektiği” belirtilerek hüküm bozulduğu halde Mahkemece, davalıların taşınmazda kullandıkları yer tam olarak belirlenmeden ecrimisilin tamamının davalılardan tahsiline hükmedilmesi hatalı olmuştur. O halde Mahkemece, her bir davalının taşınmazın hangi bölümlerini kullandığı, uyulan bozma ilamı doğrultusunda belirlenerek, davalıların kullanım durumlarına göre ayrı ayrı hesaplanacak ecrimisile karar verilmesi gerekir.
SONUÇ: Davalılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeplerle reddine, HUMK'un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.