MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi ve Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, müvekkilinin maliki olduğu 126 ada 34 parsel sayılı taşınmaza davalı tarafından ev yapılmak suretiyle el atıldığını belirterek, davalının dava konusu taşınmaza müdahalesinin önlenmesi ile inşaatın kal’ine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili açılan davayı kabul etmediklerini, davalının kendisine ait olan yerde iyi niyetli olarak inşaat yaptırdığını, kötü niyetli olmadığını, mirasçı olduğunu, bina yapımından haberi olan davacının TMK hükümleri gereği on beş gün içinde itiraz etmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini, reddin kabul edilmemesi halinde taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının uygun bir bedel karşılığında TMK’nın 725. madde gereğince müvekkiline devrine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının davasının kabulü ile 126 ada 34 parsel sayılı taşınmaza teknik bilirkişi raporuna ekli krokide sarı renkle gösterilen 78.68 m2 kısma davalı tarafından yapılan müdahalenin önlenmesine ve bu alan üzerinde bulunan inşaatın Kal'ine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal isteklerine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. Bu tür davalarda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 120. maddesi ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16.maddesi uyarınca dava değerinin elatılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil veya tazminatın toplamından, elatmanın önlenmesi isteğinin yanında yıkım isteği de varsa dava değerinin elatılan yerin değeri ile yıkımı istenilen yapı değerinin toplamından (4.3.1953 tarih 10/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) ibaret olacağı ve belirlenen bu değer üzerinden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 26, 27, 28, 30 ve 32 maddelerinde öngörüldüğü şekilde işlemlerin yerine getirilerek gerekli olan harcın alınacağı tartışmasızdır.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davanın; 2.500 TL üzerinden harç ödenmek suretiyle açıldığı, mahkemece yapılan keşifte dava değerinin saptandığı ancak harç ikmali yapılmadın sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun (temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın) mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. maddesinde, yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
Hal böyle olunca, öncelikle davada ileri sürülen isteklerden elatmanın önlenmesi ve kal istekleri ile ilgili olarak keşfen saptanan ya da saptanacak dava değeri üzerinden yargılama sırasında eksik harcın tamamlanması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru değildir.
Kabule göre de; davalı savunma yoluyla temliken tescil (TMK 725 vd) isteminde bulunduğu halde, mahkemece bu istek hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması da doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 27.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy