MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, müvekkilinin dava konusu 125 ada 10 ve 38 Parsel sayılı taşınmazlara davalılar ile birlikte hissedar olmasına rağmen, davalı ...’ün taşınmazın tamamını haksız bir şekilde kullandığını, kullanılmasına izin vermediğini belirterek davalının dava konusu taşınmaza müdahalesinin önlenmesi ile TMK’nın 693. maddesine istinaden müvekkiline düşen hissesinin kullanılması amacıyla yer olarak belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davacının elatmanın önlenmesi davasının kabulü ile davacı ...'e ait 10 nolu parseldeki 4113.16 m2 hisseye ve 38 nolu parseldeki 1510.50 m2 hisseye davalı ... tarafından vaki elatmanın önlenmesine, 23/02/2016 tarihli fen bilirkişisi ... ait bilirkişi raporu kroki-2 de belirtilen ve 10/G ile gösterilen alan ile kroki-3 te 38/E harfi ile gösterilen kısım için TMK 693/2 maddesi uyarınca kullanmak ve yararlanmak üzere davacının kullanımına bırakılmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve TMK 693/2 maddesi gereği taşınmazda kullanma ve yararlanma biçiminin hükmen belirlenmesi isteklerine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına yönelik olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 120. (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, elatılan yerin değerinden ibaret olacağı kuşkusuzdur ve belirlenen bu değer üzerinden Harçlar Kanununun 26, 27, 28, 30 ve 32.maddelerinin öngördüğü şekilde işlemlerin yerine getirileceği ve gerekli olan harcın alınacağı tartışmasızdır. (4.3.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davanın, 10.000 TL üzerinden harç ödenmek suretiyle açıldığı, mahkemece yapılan keşifte dava konusu edilen yerin değerinin saptandığı, ancak harç ikmali yapılmadan sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun (temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın) mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. maddesinde, yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
Hal böyle olunca, öncelikle davada ileri sürülen isteklerden el atmanın önlenmesi isteği ile ilgili olarak keşfen saptanan ya da saptanacak dava değeri üzerinden yargılama sırasında eksik harcın tamamlanması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru değildir.
Kabule göre de; davalı olarak gösterilen ..., ..., ... ve ... hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, bu yönde bir hüküm kurulmaması doğru olmadığı gibi TMK 693/2 maddesi gereği taşınmazda kullanma ve yararlanma biçiminin hükmen belirlenmesi istemine dair karar verilirken diğer paydaşlar taraf gösterilmeden hukuki haklarını etkiler şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi