MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu ... parsel sayılı taşınmazda müvekkilinin 2/8 hissedar olduğunu, 236,57 m2 nin hissesine tekabül ettiğini, davalının haklı ve geçerli bir neden olmaksızın davacının taşınmazı içinde kalan 17,45 m2 ye müdahalede bulunduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesini ve taşınmazın eski hale getirilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, aynı konuya ilişkin olarak taraflar arasında ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde davanın görüldüğünü ve kararın kesinleştiği için kesin hükmün varlığı dolayısıyla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/286 Esas sayılı dosyasının iş bu dosya ile tarafların ve dava konusu taşınmazın aynı olduğu, dava dilekçesinde her ne kadar davacının sonuç talep kısmında kendisine ait yerin tespiti şeklinde talepte bulunmuş ise de, müdahalenin men'i niteliğinde olduğu mahkemenin bu şekilde nitelendirme yaparak davayı reddettiği ve kararın kesinleştiği gerekçesiyle kesin hüküm nedeniyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve eski hale getirme taleplerine ilişkindir.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.), Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma
ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamanın devamı için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Kesin hüküm, 6100 sayılı HMK'nin 303. maddesinde "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir..." hükmü bulunmaktadır.
Somut olaya gelince; Mahkemece kesin hüküm olarak değerlendirilen ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.03.2014 tarih, 2013/286 Esas ve 2014/98 Karar sayılı ilamının incelenmesinde; davacı ve davalının işbu dosyadaki taraflarla aynı olduğu, davacının ... parselde 2/8 hisse sahibi olduğunu ileri sürerek kendisine ait yerin tespitine karar verilmesini talep ettiği, mahkemece paydaşların fiilen kullanılan kısmın, taşınmazın belli bir bölümünde ayni hak oluşturacak şekilde kendisine ait olduğunun tespitini isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, hükmün 09.04.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı vekili işbu dosyada ise elatmanın önlenmesi ve eski hale getirme talebinde bulunmuştur. Dava konusunun aynı olup olmadığının anlaşılması için yapılacak şey, her iki davanın netice-i talep kısmının aynı olup olmadığına bakmaktır. Her iki davanın talep sonucu kısmı aynı ise, kesin hükmün varlığından bahsedilebilir. Davacının talebi, tespit talep edilen ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/286 Esas sayılı doyasından farklıdır. HMK'nin 303. maddesinde düzenlenen anlamda, koşulları mevcut bir kesin hüküm bulunmadığından, mahkemece işin esası incelenip, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken aksine düşünceyle kesin hüküm nedeniyle davanın reddi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 10.09.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.