MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi, Yıkım ve Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, kayden paydaşı olduğu 814 ada 5 parsel sayılı taşınmaza davalının yapı yapmak suretiyle müdahale ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesini, yapının yıkılmasını ve 01.01.1995 ilâ 31.10.2000 tarihleri için toplam 35.000,00 TL ecrimisilin kademeli faiziyle tahsilini istemiştir.
Davalı, kendisine ait olan taşınmazı uzun zamandır kullandığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bozma öncesi yapılan yargılama neticesinde; davacının elatmanın önlenmesi, tahliye, teslim ve kal davalarının kabulüne, ecrimisil talebinin ise kısmen kabulüne karar karar verilmiş, hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2015 tarihli ve 2014/8500 Esas, 2015/9472 karar sayılı ilamında belirtilen "... çekişme konusu taşınmazın ilk tesisinden itibaren tedavüllerini gösterir, ifraz öncesi kayıtları da içerir şekilde çap (tapu) kayıtları tam olarak temin edilmemiş, Mahkemece davacı iddiası bakımından yapılan uygulama sonucu elde edilen bilirkişi raporlarında davacının çekişmeye konu ettiği yerin neresi olduğu, davalının hangi taşınmaz alanını kullandığı ve davacı yerine ne kadar müdahalesi bulunduğu tam olarak tespit edilmeden sonuca gidilmiştir. Hâl böyle olunca; harita mühendisi sıfatını taşıyan üç kişilik uzman bilirkişi heyeti marifetiyle mahallinde yeniden keşif yapılması, davacının çekişmeye konu ettiği yerin neresi olduğu, davalının hangi taşınmaz alanını kullandığının ve davacı yerine ne kadar müdahalesi bulunduğunun kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması, bilirkişilerden uygulamayı gösterir, denetime elverişli rapor alınması, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre davacı istekleri bakımından bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek dava dışı kişilere ait binaların yıkımına yol açacak, telafisi imkansız zararlara meydan verecek şekilde hüküm tesisi isabetsizdir” gerekçeleriyle bozulmuş, Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; “... 14 m² taban alanlı yapının davacının malik olduğu parsel içerisinde değil yolda kaldığı..” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
Önceki bozma ilamında da ifade edildiği üzere; çaplı taşınmaza elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle çap kaydının yada kayıtlarının getirtilerek tarafların tüm delilleri toplanılmalı, dosya keşfe hazır hale geldikten sonra yapılacak uygulamada çekişmeli yer ile yanların ellerinde bulunan kısımların sınırları tarafların ortak beyanlarına göre açıklığa kavuşturulmalı, gerektiğinde bu yön taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmalıdır. Daha sonra, belirlenen bu durum göz önünde tutularak, hazır bulundurulan kadastro fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilere kadastro sırasında konan nirengi noktalarından, bunlar yoksa hem paftada hem arazide mevcut sabit noktalardan yararlanılarak takometrik aletlerle kadastral yöntemlere uygun biçimde ölçüm yaptırılmalı, bilirkişilerden uygulamayı yansıtan, infazı sağlamaya yeterli ve özellikle davacı tarafın taşınmazına bir tecavüzün bulunup bulunmadığını varsa miktarını açıkça gösteren kroki ve rapor alınmalıdır.
Somut olayda, bozma ilamına uyulmuş ise de, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar verilmiştir. Şöyle ki, bozma öncesi aldırılan bilirkişi raporu ile bozma sonrası hükme esas alınan bilirkişi raporu arasında çelişki giderilmediği gibi 26.04.2017 tarihli ek fen raporu ve önceki (13.12.2016 tarihli) ana rapora eklenen krokide çekişmeli yapının koordinatları belirtilmemiştir. Ayrıca ilgili kroki ölçeksiz olup hangi sabit sınırlar esas alınarak dava konusu yapının gösterildiği de anlaşılmamaktadır.
Bu durumda, (önceki bozma ilamı da dikkate alınarak) harita mühendisi sıfatını taşıyan üç kişilik uzman bilirkişi heyeti marifetiyle mahallinde yeniden keşif yapılması, davacının çekişmeye konu ettiği yerin neresi olduğu, davalının hangi taşınmaz alanını kullandığının ve (var ise) davacı yerine ne kadar müdahalesi bulunduğunun kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması, bu şekilde tespit edilecek yerin m2’sinin, koordinatlarının, hangi ada ve parsel ve/veya parseller içinde kaldığının (gerekçeleri ile birlikte) belirlenmesi, bilirkişilerden (özellikle hangi sabit sınırların esas alındığı da ifade edilerek) uygulamayı gösterir, denetime elverişli rapor alınması, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre davacı istekleri bakımından bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davacı vekilinin, temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 10.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.