MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ: İstihkak
İLK DERECE
MAHKEMESİ: (...) İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda ... (...) İcra Hukuk Mahkemesi'nin hükmüne karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmiş, bu kez davacı vekilince Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3.kişi vekili; müvekkiline ait Bakkaloğlu isimli depoda yapılan hacizde, mülkiyeti müvekkiline ait olan toplam 265 ton, yazısız çuvallarda bulunan “Armada” ve “Durum” etiketli pirinçlerin haczedilerek muhafaza altına alındığını açıklayarak istihkak davasının kabulü ile tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili; davacı 3.kişi şirket ile borçlu şirketin birlikte ve kötü niyetli hareket ettiklerini açıklayarak istihkak iddiasının reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, borçlu şirket çalışanı olan davacı tanıklarının davacı şirketin borçlu ile ortaklığı olduğunu işaret eden beyanları, borçlunun hukuki yararı bulunmadığı anlaşılan muarazanın men-i davasını kabulü gibi hususlar ile dava konusu pirinçlerin davacıya ait olduğunun ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı 3.kişi vekilince ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuştur.
... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 08.12.2017 tarih ve 2017/2181 Esas, 2017/ 2796 Karar sayılı kararı ile; İİK'nun 363. maddesi gereğince kararın yüze karşı verilmesi halinde istinaf süresinin tefhimden itibaren başlamasının gerektiği, mahkeme kararında tebliğden itibaren istinaf süresinin başlayacağı yönündeki açıklamanın yasa hükmüne aykırı olduğu, hakim tarafından yasada belirtilen sürelerin değiştirilmesi ve uzatılmasının mümkün olmadığı Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru üzerine verdiği kararların " bireysel nitelikte" olup münferit olaylara ilişkin olduğu, bu haliyle her olayda uygulanacak mutlak kural niteliği taşımadığı gerekçesi ile; İİK'nın 363/1 ve HMK'nın 352 maddeleri gereğince istinaf isteminin süre yönünden reddine karar verilmesi üzerine; istinaf kararı davacı 3.kişi vekili tarafından bu kez temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nın 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkin olup, anılan Kanun'un 97. maddesinin 11. fıkrası uyarınca basit yargılama usulüne tabidir.
Basit yargılama usulüne tabi yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK.nun “Hüküm” başlıklı 321. maddesinde aynen; ‘’1- Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez. 2- Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.” hükmü düzenlenmiştir.
321. maddedeki “hükme ilişkin tüm hususlar” dan kastedilen HMK.nun 297. maddesindeki unsurlardır. Buna göre; mahkeme, tahkikatın tamamlanmasından sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğini bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, mahkemece kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır. HMK.nun 322. maddesi atfı ile uygulanmakta olan HMK.nun 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hüküm de taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle, HMK.nun 321. maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hallerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.01.2015 tarih 2014/9-1438 Esas- 2015/580 Karar sayılı kararı).
09/06/1932 tarih ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 02/03/2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunla değişmeden önceki 363. maddesine göre icra mahkemesinin nihai kararları tefhim veya tebliğinden itibaren 10 gün içinde temyiz edilebilir. Maddedeki “tefhim” kavramının "hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal" olarak anlaşılması zorunludur. Bu nedenle, yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren, aksi halde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır.
Temyize konu olayda, 24.02.2017 tarihli tefhimin yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim olduğundan bahsedilemez.
Kaldı ki; yerel mahkemece kararında kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta süre içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olacağı yazılmıştır. Karar, davacı vekiline 03.04.2017 tarihinde tebliğ edilmiş olup, tebliğ alan davacı 3.kişi vekili de 06.04.2017 tarihinde istinaf yoluna başvurmuştur. Mahkemece ''tebliğinden itibaren'' denilmek suretiyle istinaf süresi konusunda tarafları yanıltacak şekilde hüküm oluşturulmuştur. Anayasa Mahkemesi'nin 20/1/2016 gün, 2013/7114 başvuru numaralı kararında da belirtildiği üzere kararda temyiz süresinin hatalı gösterilerek hukuki belirsizliğe yol açılması, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğurmaktadır. 6100 sayılı HMK’nın 297/1-ç maddesi ve Anayasa’nın 40. maddesi hükümlerine göre de kararda yasa yolu, süresi, mercii ve şeklinin açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi’nin kararı ışığında Mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü göz önüne alındığında davacı vekilinin istinaf başvurusunu süresinde yaptığının kabulü gerekir. Bu doğrultuda; Bölge Adliye Mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek davanın esası hakkında karar vermek gerekirken davacı 3.kişi vekilinin istinaf isteminin süre yönünden reddine dair karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacı 3.kişi vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 03.05.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy