MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı, dava konusu 149 ada 3 parsel sayılı taşınmazın kendisine ait olduğunu, davalının davacının gelini olduğunu ve oğlu ... ile davalının ayrı yaşadığını, taşınmaz üzerinde 2 katlı ev bulunduğunu zemin katında davacının eşiyle birlikte yaşadığını, 1. katında ise davacının oğlu ....ile davalı gelinin yaşadığını, davacının oğlunun gelininden ayrı yaşadığı halde davalı gelinin taşınmazı kullanmaya devam ettiğini 19.08.2014 tarihinde ihtarname çekildiğini, buna rağmen taşınmazı boşaltmadığını, bu nedenlerle davalının taşınmaza yaptığı müdahalenin men’ini talep etmiştir.
Davalı;dava konusu eve gelin geldiğini ve 1. katının eşi .... ile kendisinin birlikte 1988 yılında yaptıklarını, eşi ....ile boşanma aşamasında olduğunu, daha önce taşınmazın eşi ....adına kayıtlıyken davacıya devrettiğini, mal kaçırdıklarını davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; her ne kadar keşif mahallinde dinlenen tanık ve mahalli bilirkişiler, dava konusu taşınmazın 2. katını yaptıranın davacının eşi olduğunu beyan etmişlerse de aynı evde yaşayan ve ev işlerinde tarla bahçe işlerinde çalışan ve hayvanlara bakan davalının bu evin yapımında ekonomik olarak katkısının olmadığını kabul etmenin hakkaniyete aykırı olduğu, davaya konu taşınmazın davalı ile eşinin arasının bozulmasından sonra davalının eşi ....tarafından annesi davacıya devredildiği, şeklen davacı davasını ispat etmişse de davacının iddiasının dürüstlük kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava: tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Somut olaya gelince; davacı ile davalı arasında kayınvalide gelin ilişkisi olduğuna, dava konusu 149 ada 3 parsel avlulu kagir ev ve 2 adet samanlık vasfındaki taşınmaz 30.07.2014 tarihinde tam hisse ile davacı ... adına kayıtlı olduğuna, davalının pay maliki olmadığına göre mahkemece mülkiyet hakkına üstünlük tanınmak suretiyle davanın kabulüne, el atmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nın 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.