MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi ve Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, davacı ve davalının dava konusu 3307 parselde hissedar olduklarını, davalının tarla yoluna gölgelik yaparak ve bu gölgelik altından geçen yola araç ve çeşitli tarım makineleri koyarak yolu kapattığını, bahse konu yolun 30 yıllık tarla yolu olduğunu, davalının yararlanma durumuna aykırı hareket ettiğini, bu nedenle davalının kurduğu gölgeliğin kaldırılarak elatmanın önlemesi ve muarazanın giderilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; taşınmazda bir çok hissedar olduğu, taşınmazı kullananların fiilen yerlerini belirlediklerini ancak yol olarak herhangi bir yer belirlemediklerini, bilirkişi raporlarında kırmızı ile gösterilen davalı yerinin yapılmasından davacının davalının kullandığı yeri kullanmaya başladığını, ay maiklerinin taşınmazın her noktasında pay sahibi olmaları dava konusu taşınmazda hissedar olan herkesin pay kullanmaması durumu dikkate alındığında yapılan rızai taksimin geçerli olmayacağı gibi son yapılan sera nedeniyle ihtilafın çıktığı göz önüne alınarak tarafların müdahalenin men’i davası açamayacağı ancak ortaklığın giderilmesi yoluyla çözülebileceği, ayrıca davacının TMK’nın 737-738 maddeleri kapsamında komşuluk hukuku hükümlerinden de geçerli bir paylaşmanın bulunmaması nedeniyle söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; paydaşlar arası tapulu taşınmaza Elatmanın Önlemesi ve Kal talebine ilişkindir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.), Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nın müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaz olan 3307 parsel toplamda 102.621 m2 olup davacı ile davalının murisi yanı sıra dava dışı tapu malikleri adına kayıtlıdır. Mahkemece gidilen keşif esnasında mahalli bilirkişiler ve tanıklar dinlenilmiş olup fen ve ... bilirkişilerinden rapor aldırılmıştır. Fen bilirkişi tarafından 10.12.2014 tarihinde düzenlenen rapor ve krokide davaya konu taşınmaz üzerinde seralar olduğu, seralar arası geçişi sağlayan ve davaya konu olan yol ve sürülü kısım ile davacı ve davalı kullanımında olan seraların krokide gösterildiği tespit edilmiştir. 23.12.2014 havale tarihli ... bilirkişi raporuna gelindiğinde ise dava konusu yolun geçmiş yıllardaki kullanım durumunun belirlenmesi amacıyla 2009-2012 yıllarına ait uydu fotoğraflarından yararlanıldığı, dava konusu yolun seralara ulaşım için kullanıldığı, keşif günü dava konusu yolda fen raporunda sürülü olarak gösterilen kısmın sürülmek suretiyle kuzeyinde kalan kısma ise sundurma yapıldığı ve altına tarım arazilerinin konulmak suretiyle kullanılmaz hale geldiği tespit edilmiştir. Bir kısım mahalli bilirkişiler ve bir kısım tanık beyanları çoğunlukla davacı serası ile davalı serasının 10-15 yıl önce yapıldığını, seralar yapıldığından beri seraların yanındaki yolun taraflarca kullanıldığı, davacının serasına ulaşabileceği başka yol olmadığını, seralar yapılmadan önce davacının ulaşabileceği başka yerlerin olduğunu, davalı tarafından yapılan sera nedeniyle kapandığı, yine seralar yapılmadan önce herkesin her yerden geçtiğini, seralar yapıldıktan sonra herkesin davalıya ait bulunan 2 katlı evin yanındaki sundurmanın bulunduğu yerden devam edip davalıya ait seranın doğu yüzünden devam eden ve ileride 2 seranın ortasından davacının taşınmazına ulaşan yolu kullandıklarını, 20 seneyi geçkindir bu yolun kullanıldığını, davacının serasına ulaşabileceği başkaca yol olmadığı belirtilmiştir. Bir kısım davalı beyanlarında da seralar yapılmadan önce boş olan yerlerden geçildiğini seraların yapılması ile davacının davalının evinin yanından geçerek davalının serasının doğu yüzünde bulunan yoldan taşınmazına ulaştığını davacının en az 15 senedir bu yoldan geçmekte olduğunu belirtmişlerdir. O halde dava konusu yerin dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere yaklaşık 10-15 seneden fazladır davacı tarafından fiili olarak kullanıldığı ve başkaca seralarına gitmek üzere yol olmadığı anlaşıldığına göre mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nın 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 30.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy