MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, dava konusu 736 ada 21 parsel sayılı taşınmazın maliklerinden olduğunu, davalının komşu parsel sayılı taşınmazla dava konusu parsel arasındaki sınırı yıkarak taşınmazına tecavüzde bulunduğunu belirterek, dava konusu taşınmazına davalının yaptığı müdahalesinin men'ine ve taşınmazın kendisine teslimine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının taşınmazına herhangi bir müdahalesinin olmadığını, dava konusu taşınmazın malikinin kendisi değil eşi olduğunu belirterek, davanın husumetten ve esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, fiili durumu gösterir ölçümler neticesinde fen bilirkişileri tarafından düzenlenen teknik rapordan, fiili durumun hukuki durum olan resmi kayıtlarda ihlal teşkil ettiği bu ihlalin sunulan raporda sarı renk ile gösterilen 79,50 m² miktarında olduğunun tespit edildiği, öncesinde ölçüm yapılan yerlere davalı veya davacının herhangi bir itirazının bulunmaması nedeni ile ölçülen sınırın hukuki sınıra aykırı düştüğünün anlaşıldığı, ayrıca mahalli bilirkişi beyanlarından da dava konusu iki taşınmaz arasındaki sınırın kadastro teknik bilirkişileri raporunda gösterilen yeri göstermiş oldukları ve bu durumun davacının mülkiyetinde olan yere tecavüzlü olduğunun anlaşılmış olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, fen bilirkişilerinin 09.06.2014 tarihli raporlarında 736 ada 20 ve 21 parsel sayılı taşınmazlar arasında bulunan sınıra ilişkin alanını sarı renk ile göstermiş oldukları 79.50 m² lik müdahalenin meni'ine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza yapılan müdahalenin önlenmesi isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 736 ada 21 parsel sayılı taşınmazda davacının 2/7 hisse ile elbirliği mülkiyetine tabi olarak tapu maliki olduğu,dosya arasında bulunan Kadastro Müdürlüğü tarafından dosyaya sunulan dava konusu taşınmaza ait krokiye göre, 736 ada 21 parsel sayılı taşınmazın komşu taşınmazlarından birinin 736 ada 20 parsel sayılı taşınmaz olduğu, davacının iddiasının 736 ada 20 parsel sayılı komşu taşınmazı kullanan davalının sınır ihlali yaparak taşınmazına müdahalede bulunduğu, davalının beyanlarına göre; 736 ada 20 parsel sayılı taşınmazda, davalının kayıttan kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, mahkemece yapılan keşif sonrası alınan fen bilirkişilerinin 09/06/2014 tarihli raporu ve eki olan krokiye göre de, davacının müdahale edildiğini iddia ettiği 79,50 m2 lik alanın 736 ada 20 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Mahkemece,her ne kadar taşınmazın fiili durumuna ilişkin kullanımının hukuki durum olan resmi kayıtlarda ihlal teşkil ettiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de; bu görüşe katılma olanağı yoktur.Şöyle ki, az yukarıda da bahsedildiği üzere,davacının müdahale edildiğini iddia ettiği dava konusu yer, dosya arasında yer alan fen bilirkişisi raporuna göre, davacının tapu kaydı sınırları içinde değil, komşu parselin sınırları içinde yer almaktadır. Fiili kullanımın hukuki kayıtlara uygun olmaması, yukarıda bahsedilen kanun maddeleri ve ilkeler ışığında, meni müdahale davasının konusu teşkil etmeyeceğinden, bu husus düşünülmeden yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 25/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.