MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 517 parsel sayılı taşınmazda tarafların ortak iradesine uygun şekilde oluşmuş ortak kullanılan avluya davalı tarafından davacıya ait evin girişini engelleyecek şekilde yapı inşa edildiğini ileri sürerek davalının müdahalesinin meni ile davaya konu taşınmazda ortak kullanım alanı içerisine yaptırdığı yapının kal'ine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili , davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davacının davasının doğrudan zilyetliğe dayandığı, tapu kaydında da davacı ve davalının malik olmadığı gerekçeleriyle 6100 sayılı HMK'nın 4. maddesinin (1)-c bendi gereğince Mahkemenin görevsizliğine, yetkili ve görevli Mahkemenin ... Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine karar verilmiş, temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine süresinde kendisine gönderilen Sulh Hukuk Mahkemesi'nce davacının davasının kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HMK’nın 297.maddesinde bir hükmün neleri içermesi gerektiği tek tek sayılarak ayrıntılı biçimde gösterilmiştir. Buna göre, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Bu şekilde dava sonunda mahkemenin kimin lehine, kimin aleyhine karar verdiği, davacının talebinin ne kadarının kabul edildiği, davalının neye göre mahkum edildiği tereddütsüz şekilde anlaşılmalıdır. Biçim koşullarının getiriliş amacı, hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamaktır. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır ve dava içinden yeni davaların doğmasına neden olur.
Hukuk Genel Kurulu'nun 08.10.1997 tarih ve 1997/12-517 Esas - 1997/776 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, ilamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümüdür. Diğer bir anlatımla hüküm içeriğinin aynen infazı zorunludur. İlamın infaz edilecek kısmı yorum yoluyla belirlenemez. Bu nedenle hüküm fıkrasının hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça yazılması zorunludur.
Açıklanan hukuki olgular ışığında somut olaya gelince, Mahkemece hükmün gerekçesinde, davacının evinin öteden bu yana birlikte kullanılan avlu dışında köy ve yolla bağlantısının bulunmadığı, mülkiyet hakkının kötüye kullanılamayacağı, davacının beyanı doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiği belirtilmiş, kararın hüküm kısmının 1 nolu bendinde "Davacının davasının Kabulüne" şeklinde hüküm kurulmakla yetinilmiştir. Anılan ilamın hüküm kısmının bu haliyle şüphe ve tereddüte yer vermeyecek biçimde açık olmadığı gibi, infaz kabiliyetinin de bulunmadığı anlaşılmakla, HMK'nın 297/2. maddesine uygun tesis edilmeyen kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. Bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMKnın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMKnın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK.nın 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.