MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacılar vekili, vekil edenlerinin paydaş olduğu 279 ada 41 parsel sayılı taşınmazda zemin+3. Katta bulunan meskenin davalı tarafından eşya konulmak suretiyle işgal edilmiş olduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı, taşınmaz malikleri ile yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesinde davaya konu binanın yapımını üstlendiğini, yapılan sözleşme gereğince davaya konu dairenin kendisine ait olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davalının tevilli ikrarı ve tanık beyanlarıyla davacının iddiasının doğrulandığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve davalının, davacılara miras yolu ile intikal eden 279 ada 41 parselde kayıtlı zemin+4 katlı binanın 4. katında kuzeydoğu cephesinde bulunan taşınmaza müdahalesinin menine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davaya konu 279 ada 41 parsel sayılı taşınmazın, 279 ada 25, 24 ve 32 parsel sayılı taşınmazların tevhit edilmesi neticesinde oluştuğu, 279 ada 41 parsel sayılı taşınmazda davacıların 341485/21625600 pay sahibi oldukları, dava dışı çok sayıda paydaş bulunduğu, taşınmazda kat irtifakı ve kat mülkiyetinin kurulu olmadığı, üzerinde ruhsatsız bina bulunduğu anlaşılmaktadır.
Dava; elatmanın önlenmesi isteğine ilişkin olup, çekişme konusu yeri davalının kayıttan ve mülkiyetten kaynaklı hakkı bulunmadığı halde kullanmak suretiyle müdahale ettiği belirlenerek elatmanın önlenmesine hükmedilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur.
Ne var ki; karar tarihinden sonra davalı, paylı mülkiyet halinde kayıtlı olan taşınmazdan pay satın almak suretiyle (28631/18068800) paydaş durumuna gelmiştir.
Bu durum karşısında davanın, paydaşın paydaş aleyhine açmış olduğu elatmanın önlenmesi davasına dönüştüğü gözetilerek taraflar arasındaki çekişmenin, TMK’nın 688. ve devamı maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümleri uygulanmak suretiyle çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere Medeni Yasasının 706, Borçlar Yasasının 2l3, Tapu Yasasının 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahte vefa" kuralının yanında Medeni Yasasının 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O hâlde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, Medeni Yasanın müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Hâl böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek suretiyle tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delillerin toplanması ve bundan sonra bir hüküm kurulması için karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 17.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy