MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Müdahalenin Önlenmesi, Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, dava konusu 143 ada, 44 parsel sayılı taşınmazda davalı ile paydaş olduklarını, paylı mülkiyete tabi taşınmazda kullandığı yer bulunmadığını, davalının kullanımına engel olduğunu, diğer paydaşların da olurunu almadan inşaat yaptığını ileri sürerek, paya vaki elatmanın önlenmesine ve muvafakatleri olmadan yapılan inşaatın yıkımına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, çekişmeli taşınmazın ortak mirasbırakanlarından intikal ettiğini, muristen intikal eden başka bir mevkideki taşınmazla takas edildiğini ve 13/04/1978 tarihli mübadele sözleşmesine dayalı olarak taşınmazı kullandığını, taşınmazdan yararlanmak isteğini dava açılmadan önce bildirmediğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece bozma öncesi yapılan yargılama neticesinde, davalının yaklaşık 20-30 yıldır ikamet ettiği, davacının bu durumu bildiği ve taşınmazdan yararlanmasının davalı tarafça engellendiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. 1. Hukuk Dairesi’nin 02.10.2011 tarih 2011/7547 Esas 2011/9743 Karar sayılı ilamında ‘‘... mahkemece yapılan uygulama sonucunda alınan bilirkişi raporuna göre, çekişmeli taşınmazda davacının kullanabileceği bir yerin bulunmadığı anlaşıldığından davacı yönünden intifadan men olgusunun gerçekleştiği sabittir. O halde, yıkım isteğinin de değerlendirilerek davacının payı oranında elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli değildir.’’ gerekçesiyle hüküm bozmaya sevk edilmiştir. Bozma sonrası Mahkemece, önceki kararda direnilmiş ve HGK’nın 20.12.2013 tarih, 2013/1-450 Esas 2013/1677 Karar sayılı ilamı ile davacının eksik peşin karar ve ilam harcını ödemesi konusunda önel verilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı bozulmuştur. Mahkemece yapılan son yargılama neticesinde, davalının paydaş olduğu dava konusu taşınmazın belli bir bölümünde bulunan evde aşağı yukarı 20-30 yıldır ikamet etmekte olduğu, davacı tarafın dava konusu taşınmaza yaklaşık 200 metre mesafede evinin bulunduğu ve dolayısıyla davacının, davalının dava konusu edilen evde ikamet ettiğini yaklaşık 20-25 yıldır bildiği ve uzunca bir zaman itiraz etmemesine rağmen yıllar sonra eldeki davayı açmasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında paya ilişkin elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir.
Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalıdır.
Dosya içerisinde yer alan tapu kayıtlarının incelenmesinden, dava konusu 143 ada 44 parsel sayılı taşınmazda çok sayıda hissedar olduğu, davacının 480/30240, davalının ise 3571/30240 hisse sahibi olduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar bozma öncesinde keşif yapılıp 02.06.2010 tarihli rapor aldırılmışsa da gerek fen bilirkişisi raporundan gerekse de keşifte dinlenen tanık beyanlarından dava konusu taşınmazda davacının az veya çok kullanabileceği bir yerin olup olmadığı kesin olarak anlaşılamamaktadır. Yıkım isteği bakımından da, yıkımı talep edilen yapının kaç yıl önce yapıldığı, davacının dava konusu yere yakın bir yerde evinin oluşu, inşaatın yapımından haberdar olabileceği hususlarının değerlendirilmesi gerekir.
Hâl böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeleri kapsar biçimde araştırma ve inceleme yapılması, tarafların bildirdikleri tüm delillerin toplanması, yerinde uzman fen ve inşaat bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılarak davacının payına karşılık taşınmazda kullandığı veya kullanabileceği yer bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanarak varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMKnın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMKnın 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMKnın 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy