MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil ve Kal
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili; müvekkilinin 43325 ada 16 parsel sayılı 608 m2 taşınmaza müştereken malik olduğunu, davalı tarafından davacının izni ve bilgisi dışında taşınmaza haksız olarak elatıldığını ve 10 yılı aşkın süredir davalı tarafından kullanıldığı, davalının taşınmazın bir kısmını otogaz işletmesi olarak kullandığını ve uyarılmasına rağmen fuzuli şagil olmaya devam ettiğini belirterek dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte şimdilik 5000 TL dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık ecrimisil bedelinin tahsilini, davalının dava konusu taşınmaza müdahalesinin menini ve kalini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket yetkilisi ... Avundukluoğlu cevabında; dava konusu 16 parselin 608 m2 değil, 6589 m2 olduğunu, davalının da aralarında bulunduğu 220 yi aşkın hissedarı olduğunu, davalının 266/6589 hisse maliki olduğunu, yine aynı ada 4 parselin tamamı ile aynı ada 7 parselin 283/419 hissesine davalı şirketin malik olduğunu, dava konusu 16 parselin 43325 adanın kuzey tarafında ... Caddesi ile arasında 43329 ada 29 parselle birlikte imarda ağaçlandırılacak alan olarak ayrılmış alan olup planlaması yapılırken sehven 43325 ve 43326 parsellerin kuzey cephesinde yola çıkış bırakmadan parseller oluşturulduğunu, bu nedenle istasyonun bulunduğu 4,5,6,7 ve yapılaşmanın tamamlanmadığı 43325 ada 3 ve 8 parsellerle 43326 ada 2,3,4,5,30 ve 31 parsellerden caddeye giriş çıkışların dava konusu 16 ve 29 parseller üzerinden yapıldığını, ancak davalı istasyonunun kurulduğu günden bu yana ana caddeye giriş çıkışın kendi hissesi olan 266 m2’lik alandan yapıldığını, imar planının tescili gerekirse 16 parselden tefriki için idare mahkemesine açılan davanını derdest olduğunu, bekletici mesele yapılmasını, taşınmazda davalı ve davacı dışında 220 yi aşkın hissedar olduğundan diğer maliklerin onayının ve tüm maliklerin davaya dahil edilmesinin gerektiğini, davacının ecrimisil talebinin yasal dayanaktan yoksun olup hangi tarihlerde hangi miktarlarda ecrimisil talep edildiğinin belirtilmediğini, bunun davacıya açıklattırılması gerektiğini, davalının kendi maliki olduğu yer dışında yapısı olmayıp davacının neyin kalini istediğinin belli olmadığını, bu hususunda açıklattırılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davalı şirketin ...Avundukluoğlu'nun taşınmazdaki payına dayanarak kullandığını, taşınmazdan faydalananın gerçekte taşınmazın müşterek maliki ... olduğunu, TMK 693. Maddeye göre paydaşlardan her biri diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan faydalanabileceğini, TMK 2. madde uyarınca iyiniyet kuralları içerisinde başka paydaşların haklarına zarar verilmediği sürece bu yararlanma hakkının ortadan kaldırılamayacağını ve yine kural olarak intifadan men edilmediği sürece bir paydaş diğerinden ecrimisil isteyemeyeceğini, davacının davalı kullanımının kendisine ne şekilde zarar verdiğini belirtmediği gibi davadan önce intifadan men ettiği yolunda delil de ileri sürmediğini, davalının üzerinde kurulu olduğu ve şirket yetkilisine ait olan taşınmazların imar planının hatalı olarak yol bağlantısı kurmaması nedeniyle davaya konu ve yine davalı şirket yetkisinin paydaş bulunduğu, taşınmazı zorunlu olarak ana yola çıkış için kullandığı, bu eylemin davacı paydaşa zararınında olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, müdahalenin meni, kal ve ecrimisil talebine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına yönelik olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 120/1. (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yer, kali istenen şeyin değeri ile talep edilen ecrimisil toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (4.3.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davanın, hükmedilmesi istenen ecrimisil miktarı olan 5.000,00 TL dava değeri üzerinden harç ödenmek suretiyle açıldığı, el atmanın önlenmesi ve kal istemi yönünden harç yatırılmadığı gibi, yargılama sırasında da elatılan taşınmaz değeri ve kali istenen şey değerleri bilirkişilerce hesaplanmayarak bu yönden harç ikmali yapılmadığı, davacının bilirkişilerce hesaplanan ecrimisil miktarı olan 15.937,82 TL olarak davasını ıslah ettiği ve tamamlama harcını da bu bedel üzerinden yatırdığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
Şu halde, öncelikle davada ileri sürülen isteklerden elatmanın önlenmesi ve kal isteği ile ilgili tespit edilecek dava değeri üzerinden peşin harcın alınması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru değildir.
Ayrıca dava konusu yerin davalı şirketin mi yoksa yetkilisinin mi işgali altında olduğu belli değildir. Mahkemece mahallinde keşif yapılmış ise de bu keşfin uyuşmazlığı çözmede yeterli olduğu söylenemez. O halde harca ilişkin usuli eksiklik tamamlandıktan sonra mahallinde yeniden keşif yapılarak dava konusu yeri kimin kullandığının kesin olarak belirlenmesi, kullananın sıfatına göre paydaş olup olmadığı dikkate alınarak intifadan men koşulunun araştırılması, dava konusu yere davalı şirketin müdahalesinin bulunmadığı tespit edilirse davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasanın Geçici 3.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 14/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy