MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVACI/KARŞI
DAVALI (3. Kişi):
DAVALI/KARŞI
DAVACI (Alacaklı) : ...
(Borçlu) :....
DAVA TÜRÜ: İstihkak Ve Tasarrufun İptali
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı karşı davalı üçüncü kişi vekili, 25.03.2011 tarihinde haciz konulan ... plaka sayılı aracın müvekkili tarafından Noterde mülkiyeti muhafaza kaydı ile yapılan 16.10.2009 tarihli sözleşme ile satın alındığını, araç bedelinin tamamı ödendiği için mülkiyetin davacıya geçtiğini belirterek, istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına, satış işlemi muvazaaya dayanmadığı için karşı davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı karşı davacı alacaklı vekili, satış işleminin borcun doğum tarihinden sonra yapıldığını, istihkak iddiasının alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı olarak ileri sürüldüğünü, borçlu Şirketin alacaklılarından kurtulmak için tüm mal varlığını elinden çıkardığını belirterek, istihkak davasının reddine, karşı dava olarak açılan tasarrufun iptali davasının kabulü ile satış işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, 27/12/2012 tarihli ve 2012/783 Esas, 2012/966 Karar sayılı karar ile davacı üçüncü kişinin dava konusu aracı mülkiyeti muhafaza kaydı ile satın aldığı, aracın mülkiyetinin davacı Şirkete geçmediği, üçüncü kişinin istihkak iddiasının yerinde olmadığı, yapılan satış işleminin muvazaaya dayandığının belirlenemediği, karşı davanın yerinde olmadığı gerekçesi ile istihkak davasının HMK’nin 150. maddesi gereğince işlemden kaldırılmasına, karşı davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davalı (karşı davacı) alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 16.01.2014 tarihli ve 2013/11314 Esas 2014/500 Karar sayılı kararı ile, davacı üçüncü kişi tarafından açılan istihkak davasının, 27.12.2012’de işlemden kaldırılmasına karar verildiği, temyiz inceleme tarihi itibarı ile HMK’nin 150 maddesinde öngörülen üç aylık yasal sürenin dolduğu, asıl davanın ortadan kalktığı bir durumda karşı dava yönünden İcra Mahkemesinin görevinin devam edip etmeyeceğinin Mahkemece öncelikle tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verildiği, alacaklı vekilinin karar düzeltme talebinde bulunduğu, 01.10.2014 tarihli geri çevirme kararı ile Ankara 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/21 Esas, 2014/446 Karar sayılı dosyasının getirildiği ve incelendiği, 27.05.2015 tarihinde ise 2014/24254 Esas, 2015/5321 Karar sayılı kararı ile Dairece verilen 16.01.2014 tarihli ve 2013/11314 Esas, 2014/500 Karar sayılı bozmaya dair kararın kaldırılarak, alacaklının açtığı tasarrufun iptaline ilişkin dava dilekçesinde borçlu taraf gösterildiği halde Mahkemece davalı borçlu şirkete dava dilekçesi tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmadan karar verildiği, bu durumun savunma ve adil yargılanma haklarını ihlal eden bir sonuç yarattığı, Mahkemece, karşı dava bakımından borçluya dava dilekçesi tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanıp yargılama yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 11.02.2016 tarihli ve 2015/405 Esas, 2016/95 Karar sayılı karar ile, uyulan bozma ilamı uyarınca, davacı üçüncü kişinin açmış olduğu davanın HMK'nin 150. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına, davalı-karşı davacının açmış olduğu tasarrufun iptali davası açısından ise, istihkak davasının HMK'nin 150. maddesi gereğince, açılmamış sayılmasına karar verildiği gözönüne alınarak, tasarrufun iptali davasının genel mahkemelerde görülmesi gerektiği gerekçesiyle, İİK'nin 281. maddesi gereğince davanın görev yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı- karşı davalı üçüncü kişi vekili ve davalı- karşı davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesi sonucu Dairemiz 21.02.2017 tarihli ve 2016/8567 Esas, 2017/2277 Karar sayılı ilam ile 27.12.2013 tarihinde işlemden kaldırılmasına karar verilen asıl davanın bir gün sonra 28.12.2013 tarihinde yenilendiği aynı Mahkemenin 2012/1020 Esas numarasına kaydının yapıldığı, yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verildiği, davacı 3. kişi tarafından bu kararın temyiz edildiği, Dairemizce verilen 18.11.2013 tarihli ve 2013/8656 Esas, 2013/16913 Karar sayılı karar ile, Mahkemece mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışa dair 16.10.2009 tarihli sözleşmenin alıcının yerleşim yeri noterliğindeki özel sicile tescil edilip edilmediğinin araştırılmadığı, öncelikle, bu husus araştırılarak, özel sicile kayıt yoksa, satışın kesin satış olacağı, özel sicile kaydedilmişse senette yazılı bakiye satış bedelinin haciz tarihinden önce veya sonra ödendiği araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacı üçüncü kişinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün bozulmasına karar verildiği, Mahkemece, bozma ilamına uyulduğu, bozma ilamında bahsi geçen hususlar araştırılarak 12.06.2014 tarihinde 2014/21 Esas, 2014/446 Karar sayılı karar ile davanın kabulü ile dava konusu araç üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verildiği, hükmün taraflarca temyiz edilmediği, 04.08.2014 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı belirtilerek, karar düzeltme aşamasından sonra İlk Derece Mahkemesince Dairemizin karar düzeltme aşamasında verdiği bozma kararının tarih, esas ve karar numaraları zikredilmek suretiyle bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamaya başlandığı, ancak uyulan bozma ilamı göz ardı edilerek, karar düzeltme aşamasında kaldırılmasına karar verilen ilama göre karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, ayrıca asıl dava olan Ankara 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/21 Esas sayılı dosyası üzerinden görülen İİK'nin 96. madde hükümlerine göre üçüncü kişice açılan asıl davanın kabulüne karar verildiği ve kararın kesinleştiği, bu sebeple temyize konu kararda asıl dava bakımından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi de usule ve yasaya aykırı bulunmuş hükmün bu yönden de bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak iş bu temyize konu son kararda toplanan delillere göre işçilerin işçilik alacaklarının ödenmemesi gayesi ile borçlu şirketin mal varlığının tasfiyesine gittiği, dava konusu aracın ve haricindeki altı adet aracın yaklaşık aynı tarihlerde icra takiplerinden sonra başkalarına satıldığının anlaşıldığı, borçlu ile davacı şirketin faaliyet konularının aynı olduğu, bu camiada borçlu şirketin aynı işi yapan tüm firmalarca tanındığı, borçlu şirketin içinde bulunduğu durumun bilindiği, aracı satın alan davacı şirketin de bu hususu bildiğinin tanık beyanları ile anlaşıldığı gerekçeleri ile dava ve karşı dava yönünden davanın kabulüne, hacizli ... plakalı aracın davacı şirkete ait olduğunun tespitine, karşı dava yönünden davanın kabulüne, ... plakalı aracın satışa yönelik olarak davalılar nezdinde yapılan satışın iptali ile alacağın takibi amacıyla satışına karar verilmiş, karar davacı üçüncü kişi vekili tarafından süresinde temyiz edilmişir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiası ile davalı alacaklının İİK’nin 97/17. maddesi uyarınca karşı dava olarak açtığı tasarrufun iptali talebine ilişkindir.
1. Üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davası aynı mahkemenin farklı bir esasına kayıt edilerek yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile dava konusu araç üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş, karar 04.08.2014 tarihinde kesinleşmiştir. Üçüncü kişinin açtığı asıl dava karara bağlanıp kesinleştiğine göre mahkemece asıl dava bakımından yeniden karar verilmemesi gerektiği halde, bu yönde de hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.
2. İİK'nin 280/1 maddesi “Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır.” hükmünü içerir. Mahkemece her ne kadar yazılı gerekçeler ile tasarrufun iptaline karar verilmiş ise de anılan karar dosya kapsamı ile uyumlu değildir. Sicil kayıtlarına göre davacı üçüncü kişinin adresi, "Cinnah Caddesi Çankaya"dır. Borçlu şirketin adresi ise, "Çankırı Caddesi Altındağ Ankara" olarak geçmektedir. Ankara ilinin Büyükşehir Belediyesi olması hususu göz önüne alındığında birbirine yakın adreslerde faaliyet göstermeyen davacı-karşı davalı şirketin borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastını bilmesi beklenemez. Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde faaliyet gösteren davacı üçüncü kişi ile borçlu şirketin sadece aynı alanda faaliyet göstermeleri, İİK'nin 280/1 maddesinde aranan bilinmesi ve bilinmesi gerektiğinin açık emareleri olarak kabul edilemez. Karşı davacı alacaklı tarafça bu husus ispat edilemediğinden, mal kaçırma kastının bilindiğinin kabulü doğru görülmemiştir. Ayrıca 16.10.2009 tarihli satış sözleşmesinde aracın kasko bedeli 62.686 TL olarak tespit edilmiş satış bedeli ise 40.000 TL olarak kararlaştırılmıştır. Aracın kasko bedeli ile satış bedeli arasında çok fahiş bir fark yoktur. Kaldı ki davaya konu araç doğrudan satılmayarak mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış sözleşmesi gereği üçüncü kişiye satılmıştır. Tüm bu hususlar hep birlikte değerlendirildiğinde, karşı dava olan tasarrufun iptali davasının reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile kabul kararı yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nin 366. ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
02.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.