MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu İptali Ve Tescil, Olmadığı Takdirde Bedel İadesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, davalının maliki olduğu 566 parsel sayılı 13640 m2'lik taşınmaz içerisinde bulunan özel parselasyonda 9 numarasını alan 400 m2'lik arsayı 02.02.1990 tarihinde şahitler huzurunda bedel karşılığı davacıya sattığını, satış bedelinin tamamının davalıya ödendiğini, 1990 yılında taşınmazın zilyetliğinin davacıya devredildiğini ve halen zilyetliğinde olduğunu, davalıdan taşınmazın tapusunu devretmesi hususunda müracaatta bulunulmasına karşın sonuçsuz kaldığını ve devre yanaşmadığını açıklayarak satışa konu taşınmazın tapusunun iptali ile davacı adına tescili, bu talep yerinde görülmediği takdirde satış için ödenen 30.000.000 eTL'nin dava tarihi itibariyle uyarlanarak bulunacak karşılığının faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı ..., usulüne uygun dava dilekçesinin tebliğine rağmen cevap vermemiş, davalının 18.06.2010 tarihinde vefatı ile davaya mirasçıları davalılar dahil edilmiştir.
Dahili davalılardan kısıtlı ... vasisi vekili, zamanaşımı süresinin geçtiğini, iddia edildiği gibi bir satışın söz konusu olmadığını, mahkemeye sunulan sözleşme altındaki imzanın muris ...'e ait olmadığını, taşınmaz devrine yönelik sözleşmelerin resmi şekilde yapılması gerektiğini, bedele yönelik isteğinde yerinde olmadığını, satıldığı iddia edilen yerin başka biri tarafından kullanıldığını, davacının hiçbir zaman zilyet olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Diğer dahili davalılar, dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğine rağmen cevap vermemiş ve yargılamaya katılmamıştır.
Mahkemece, davacının tapu iptal ve tescil isteminin tapulu taşınmazda sözleşme resmi şekilde yapılmadığından reddine, terditli talep olan bedel isteği yönünden dava konusu harici satış sözleşmesinde dava konusu satışa ilişkin bedelin ödendiği hususunun açık olmadığı, harici satış sözleşmesinde satış bedelinin bir kısmının peşin ödendiği, bir kısmının çek ile ödendiği ibaresi geçtiği, devamı cümlede çekin karşılıksız çıkması halinde satışın mürtefi (kaldırılmış-geçersiz) addedileceği ve peşin ödenen bedelin talep edilemeyeceğinin belirtildiği, sözleşmede ne peşin ödenen bedel ne de çek ile ilgili miktarın mevcut olduğu, dolayısıyla ödeme olgusunun açık ve net olmadığı, ödeme olgususunun davacı tarafça ispatlanması gerektiği, çek ile ilgili davacı tarafın verdiği bilgiler doğrultusunda bankaya müzekkere yazılığı, bankaca istenilen belgelerin 10 yıl muhafaza edildiği, sonrasında 10 yılı aşan belgelerin imha edildiğinin bildirildildiği, davacı tarafça başkaca ödemeye ilişkin bir belge dosyaya sunulmadığı, tüm bu nedenlerden dolayı bedele ilişkin talebi yönünden ödeme olgusunun ispatlanamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, harici satışa dayalı tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde bedel iadesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının resmi şekilde yapılmayan sözleşmeye istinaden yaptığı tapu iptal ve tescil isteğinin reddine karar verilmesi yerinde olmuş ise de, bedel isteğinin reddine dair karar dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Harici satış bedelinin ödendiği yönündeki iddianın HUMK'un 288. maddesi (6100 sayılı HMK'nin 200/1. maddesi) hükmü gereğince; yazılı belge ile ispat edilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Dosya kapsamı incelendiğinde 02.02.1990 tarihli harici satış sözleşmesindeki imzanın dahili davalıların murisi ...'in eli ürünü olduğu adli tıp kurumu raporu ile sabittir. İlgili sözleşmede satış bedeli 30.000.000 TL olduğu ve bu paranın bir kısmı nakit bir kısmı ise çek olarak ödendiği belirtilmiştir. Diğer bir ifadeyle taşınmaz satışı için bedel ödendiği, bedelin (miktarları belli olmasa bile) çek ve nakit para olarak taşınmazını satan ...'e verildiği sabittir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden kimseye düşer. Somut olayda ödeme olgusu yönünden davacı taraf üzerine düşen ispat yükümlülüğünü yerine getirmiştir. Dahili davalı tarafın satış bedelinin bir kısmı olarak verilen çekin karşılığı çıkmadığı, bedelin tahsil edilmediği yönündeki savunmalarını ispat yükümlülüğü ise davacı tarafta değil, çek kendisinde bulunan davalı taraftadır. Davalı taraf, harici satış sözleşmesiyle ile kendisine verilen çekin karşılıksız çıktığını ispat etmelidir. Mahkemenin ispat yükünü yer değiştirerek, davacı tarafın çekin karşılıksız çıkmadığını ispatlaması gerektiği yönündeki kanaati ve vardığı sonuç hatalı olmuştur. Dosyada sabit olan ödeme olgusunun aksinin dahili davalı tarafça gereği gibi ispat edilmediği gözetilerek davacının bedele yönelik davası kabul edilmelidir. Açıklanan nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.