MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal Ve Tescil Veya Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın usulden reddiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde davalı eş ... adına olan taşınmazın satıldığını, satışından kısa süre sonra davalı ... adına iki adet villa alındığını, birinde yıllarca vekil edeni ve eşinin, diğer villada ise davalı ...'un ikamet ettiğini, villanın her ne kadar davalı eş adına olması gerekirken vekil edeninin hak sahipliğini berteraf etmek için davalı ... adına tescil edildiğini belirterek, davalılar adına muvazaalı olarak yapılan işlemin iptali ile taşınmazın eş ... adına tescilini, iptal talebinin kabul edilmemesi halinde taşınmazdan kaynaklanan alacağın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, uyuşmazlığın edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklandığı gerekçesiyle aile mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle, görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s.lı HMK'nin mad. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava dilekçesindeki tapu iptali ve tescil talebi yönünden, muvazaa nedeniyle tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tescil, alacak talebi yönünden ise mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkindir.
Görev kamu düzeni ile ilgili dava şartı olduğundan (HMK mad.114/c) iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur (HMK mad.115/1).
Muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. Davacı, şahsi hakkına dayanarak ileride açabileceği mal rejiminin tasfiyesi ile hak edebileceği alacağının tahsilini sağlamak amacıyla eldeki davayı açmış, dava dilekçesinde ilk olarak muvazaalı devrin iptaline karar verilmesini istemiştir. Muvazaa nedeniyle açılmış bulunan temyize konu davanın kanuni dayanağının 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi (818 sayılı BK’nin 18. maddesi) olmasına, davalı ... ile davalı eş ... arasında gerçekleştirildiği ileri sürülen muvazaalı işlemin davacı yönünden haksız eylem niteliğinde bulunmasına göre, uyuşmazlığın çözüm yeri 6100 Sayılı HMK'nin 2. maddesi uyarınca belirlenecek Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. O halde, davacının tapu iptali ve tescil talebi yönünden Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olmasına rağmen, görevsizlik kararı verilmesi doğru değildir.
Diğer yandan davacının dava dilekçesindeki terditli ikinci talebi olan mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak talebi yönünden ise 4787 sayılı Aile Mahkemeleri'nin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 5133 Sayılı Kanunla değişik 4. maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere aile hukukundan (TMK'nin mad. 118-395) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesi'nde bakılacağını hükme bağladığından, iş bu talep yönünden asıl talebin reddi halinde tefrik edilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde tüm talepler yönünden görevsizlik kararı verilmesi hatalı olmuş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna
ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.