MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... vekili, davalılar Z.... ve müşterekleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili; dava konusu ... İlçesi, ... Mahallesi, ...mevkiinde 7745 ada, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12 parsel sayılı taşınmazların batısında deniz tarafında bulunan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki cebel alana davalılar tarafından iskele ve merdiven yapılması nedeniyle, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmaz üzerinde bulunan ve mahkemece keşif esnasında belirlenecek olan tüm muhdesatların yıkımını ve davalıların el atmasının önlenmesini talep etmiştir.
Davalı ..., ... vekili; müvekkillerinin taşınmazlarla fiili olarak bir ilişkisi bulunmadığını, yapıldığı iddia edilen müdahaleyi ve işgali müvekkillerin hiçbir şekilde görmediklerini ve haberlerinin olmadığını, bilgileri ve izinleri olmadan yapılan bu eylemden dolayı hukuki sorumlulukları bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili, herhangi bir müdahale bulunmamakla davanın konusuz kaldığını, taşınmazların bulunduğu yerin site olmadığını ve bir yönetimin bulunmadığını, deniz kenarına çekilen zincirin eylemi yapan kişinin sorumluluğunda olduğunu, müvekkilinin haberi ve izni olmadan yapılan bu eylemden dolayı hukuki sorumluluğu bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili; bu işlerin yapımı için müvekkilinin hiçbir katkıda bulunmadığı gibi, kimler tarafından ne şekilde yapıldığını dahi bilmediğini, Hazinenin araştırmadan 7745 ada içinde 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12 parsel sayılı taşınmaz sahiplerinin hepsini davalı olarak gösterdiğini, öncelikle davanın husumet yönünden reddedilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., taşınmazı satın aldığında iskele ve merdivenin mevcut olduğunu, merdivenin sadece davalıların kullanımına özgülenmemiş olup denize girmek isteyenlerin de faydalanabileceği şekilde inşa edildiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., taşınmazı satın aldığında aynı yerde merdivenin mevcut olduğunu, dava konusu yerin kamuya açık bir alan olduğunu, herkesin denize girdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., evin kendisine intikal ettiği tarihte dava konusu iskele ve merdivenin zaten inşa edilmiş olduğunu, iskele ve merdivenin inşa edilmesi ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, iskele ve merdiveni hiç kullanmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., dava konusu merdivenin sadece davalıların kullanımına özgülenmemiş olup umuma açık bir yapı olduğunu, kamu yararına hizmet ettiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., denize girebilmek için varolan merdivene sadece korkuluk yapıldığını, aslında korkuluğu yapmanın ...'nin görevi olduğunu, vatandaşın sadece korkuluk yapılan merdiveni kullanma suretiyle denize girme olanağını kolaylaştırdığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., yazlıkçıların denize girmesi için inşa edilmiş basit ve küçük ölçekli bir alan ile merdivenin mevcut olduğunu, sahillerin kamunun yararlanmasına açık alan olduğunu, bu hususta taraflarınca getirilen bir kısıtlama bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... ... vekili, müvekkili evi satın aldığında iskele ve merdivenin deniz kıyısında bulunduğunu, müvekkilinin iskele ve merdivenin ne zaman ve kim tarafından yapıldığını bilmediğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili, dava konusu yapının yapımında müvekkilinin doğrudan doğruya bir ilgisi, herhangi bir kararda imzası bulunmadığını, dava konusu iskelenin bulunduğu deniz kıyısının tüm vatandaşların kullanımına açık olup iskeleden herkesin yararlandığını, müvekkilinin yılda sadece bir defa bir ay süre ile evini kullandığını ve dava konusu yapının yapımında hiçbir ilgisi bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... 22/02/2011 tarihli duruşmadaki beyanında evini satın aldığı tarihte dava konusu iskele ile merdivenin orada mevcut olduğunu ve kendilerinin yapmadığını belirtmiştir.
Davalı Necdet Şengezer 22/02/2011 tarihli duruşmadaki beyanında evlerini ...İnşaata yaptırdıklarını ve ...İnşaat tarafından kendilerine müstakil tapularının verildiğini belirtmiştir.
Davalı ... 22/02/2011 tarihli duruşmadaki beyanında dava konusu yerde kendisinin oturmadığını, yeğeni Çimen’in oturduğunu belirtmiştir.
Davalılar..., ... ve ... 17/05/2011 tarihli duruşmadaki beyanlarında arsalarını müteahhide verdiklerini, iskelenin bulunduğu yerde denize girmediklerini, İzmir'de oturduklarını belirtmişlerdir.
Dahili davalı ... 16/01/2013 tarihli duruşmadaki beyanında 1997 yılında bu evi satın aldığında merdiven ve iskelenin mevcut olduğunu belirtmiştir.
Mahkemece davanın kabulü ile “7745 ada 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12 parsellerin batısında tescil harici alanda, kıyı kenar çizgisi içinde bulunan ve 11.03.2014 havale tarihli raporda gösterilen 3,83 m2 yol, 8,60m2, 3,38m2 ve 79,21m2 beton platform ile 15,24m2 merdiven yapılmak sureti ile davalılarca yapılan müdahalenin men'ine, 3,83 m2'lik yol, 8,60 m2'lik 3,38 m2'lik ve 79,21 m2'lik beton platform ile 15,24 m2'lik merdivenin kal'ine” karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili ve davalılardan ... .... ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, el atmanın önlenmesi ve kal isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere her dava açıldığı tarihdeki koşullara göre değerlendirilir.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesine göre; ''İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.'', TMK'nin 6. maddesine göre ise; ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' şeklindedir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların kanıtlanması için de taraflarca delil gösterilir.
Bilindiği üzere, elatma bir haksız eylem olup varlığı her türlü delil ile ispatlanabilir. Dava konusu taşınmaza iskele ve merdiven yapılmak suretiyle haksız elatıldığını ispat yükü davacıdadır. Davalıların haksız bir kullanımının var olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekir.
Somut olayda, davacı devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alana davalılar tarafından iskele ve merdiven yapılmak suretiyle el atıldığını ileri sürmüş, davalılar ise iskele ve merdivenin yapımı ile ilgileri bulunmadığını savunmuşlardır. Davacı, iddiasını ispat için diğer tapu kaydı, kıyı kenar haritası, keşif, bilirkişi incelemesinin yanısıra tanık deliline de dayanmıştır. Mahkemece yapılan araştırma ve soruşturmada dava konusu merdiven ve iskelenin konumu tespit edilmiş olup, davalıların el atması bulunup bulunmadığı hususunda yeterli araştırma yapılarak davalıların iskele ve merdiven yapmak suretiyle haksız bir kullanımının var olup olmadığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmemiştir.
Bu durumda, Mahkemece, tanıklarını bildirmesi için davacıya süre ve imkan tanınmasından sonra davalıların el atmasının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davalı ... vekilinin ve davalılardan Zuhal Yaman, İffet Gürol, ..., ..., ..., Hürrem Karcı, ..., ..., ..., Hatice Didem Özel, ..., ... ve ...’ın yukarıda belirtilen temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 16/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy