MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal Ve Tescil Olmadığı Takdirde Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, tapu iptal ve tescil davasının reddine, alacak yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, davacı ve davalının paydaş oldukları 1019,1020, 1029 ve 1030 parsellerde davalı payının davacıya satılması hususunda tarafların aralarında anlaştıklarını, davalı tarafından dava konusu 1030 parsel dışındaki taşınmazların ferağının yapıldığını, bedelini aldığını, taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasında da satışın ve muhdesatların davacıya ait olduğunun kabul edildiğini, 1030 parselin ferağı yapılmadığından davalıdan bono alındığını, bu nedenle dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile tescili olmadığı takdirde davalının payına düşen kısım ve içindeki tüm muhdesatların bedelinin tahsili ile davacıya verilmesi için fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydı ile rayiç değere esas olmak üzere şimdilik 20000 TL nin dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş olup 14. celsede de tapu iptal tescil olmadığı takdirde 60000 TL bedelli bononun yasal faizi ile davalıdan tahsilini istediği yönünde talebini yinelemiştir.
Davalı vekili; davacı ile sözlü anlaşmanın olduğunu ancak davacının edimini yerine getirmemesi dolayısıyla devrin yapılmadığını, dava konusu taşınmaz üzerindeki muhdesatların davacıya ait olduğunu, tapulu taşınmazın satışının ancak resmi şekilde olacağını, teminat senedinin başka bir iş için verildiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kısmen kabul kısmen reddine, taşınmazın devrinin resmi memur önünde yapılmadığı gerekçesiyle tapu iptal ve tescil talebinin reddine, davacının tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde muhdesat bedelinin tahsilini istediğinden bahisle davalının ikrarının göz önüne alındığı gerekçesiyle muhdesat bedeli olan ve bilirkişi raporunda da belirtilen 20.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir. Hüküm davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde alacak istemine ilişkindir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Tarafların alacağa yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacı vekili tarafından dava konusu taşınmazın bedelinin ödendiği ancak devri yapılmadığından davalıdan senet alındığı belirtilmiş olup bu senet aslı 16.12.2011 tarihli 6. celsede mahkemeye sunulmuştur. Davalı vekilince; 23.12.2011 havale tarihli dilekçe ile bonodaki imza ve yazıların davalıya ait olmadığı ve yine senet üzerindeki “1030 parselin satımı nedeniyle aldığım satış bedelinin karşılığında tapu karşılığı senettir.” yazısının da davalıya ait olmadığı, bu yazının davalı veya bir başka kişi tarafından da onanmadığı belirtilerek yok hükmünde olduğu savunulmuştur. Mahkemece senede ilişkin yeterli araştırma ve inceleme yapılmamış olup öncelikle Mahkemeye sunulan senet aslı üzerinde imza ve yazı incelemesi yapılarak imza ve yazının davalının eli ürününden olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Kural olarak geçersiz sözleşmeye dayalı taşınmaz alım satımlarında herkes verdiğini geri alır. 07.06.1939 tarihli ve 1936/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 10.07.1940 tarih ve 2/77 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı buna imkân tanımaktadır. Sözü edilen içtihadı birleştirme kararları uyarınca alıcı ancak, harici satış senedinde yer alan bedelin tahsiline karar verilmesini isteyebilir. Harici satış senedinde yer alan satış bedeli, denkleştirici adalet ilkesi göz önünde tutularak satış tarihinden dava tarihine kadar güncellenmek suretiyle hüküm altına alınması mümkündür. Bilindiği üzere, geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve eski hale getirmede mal varlığında artış olan tarafın yükümlülüğünün bulunduğunu ifade eder. Ülkemizde yaşanan enflasyon nedeni ile belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Hukuken geçersiz sözleşmeler tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı gözardı edilmemelidir. O halde; senette yer alan bedelin, uyarlama ve denkleştirici adelet kuralları ile 10.07.1940 tarih ve 1939/2 C, 1940/77 ve 07.06.1939 tarih, 1936/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı YİBK kararlarının kapsamları ve TEFE-TÜFE endeksleri, altın-döviz kurlarındaki artışlara, memur ve işçi ücretlerindeki artışlar gözetilerek dava tarihine kadar ulaştığı değerin saptanması, Yargıtayın denetimine elverişli bu konuda uzman bilirkişilerden, bir hesap uzmanı, bir serbest muhasebeci ya da mali müşavir ve bir bankacıdan oluşturulacak kuruldan rapor alınması ve ödenen bedelin dava tarihindeki uyarlanmış güncel değerinin tahsiline karar verilmesi gerekmektedir. Davacının harici satış nedeniyle davalı yana bedel ödediğinin yukarıda açıklanan işlemler yapıldıktan sonra kanıtlanması halinde harici satış bedelinin yine yukarıda açıklanan denkleştirici adalet ilkesine göre tazmini gerekmekte iken yazılı gerekçelerle hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve davalı vekilinin alacağa ilişkin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekilinin ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının ise yukarıda 1. bentte belirtilen sebeplerle reddine, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 08.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.