MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Kal, Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, davaya konu 12 parselde kayıtlı taşınmazın Hazine adına kayıtlı fakat davacıların zilyetliğinde olduğunu açıklayarak, davalıların haksız müdahaleleri nedeniyle elatmanın önlenmesine, tesis ettikleri muhdesatın kal’ine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000 TL ecrimisilin faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar ... ve ... davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafın dava konusu ettiği 1475,00 m2 yerin münhasıran kendi murislerinin zilyetliğinde olduğunu ispat edemediğinden elatma ve kal isteminin yerinde görülmediği, taşınmazın geri kalan kısmından davacıların yararlanmasının engellendiği yönünde bir delil olmadığından ecrimisil isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine, davalı ... yönünden ise usulüne uygun feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, zilyetliğe dayalı elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istemine ilişkindir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 27/1. maddesinde "Mahalli hukuk mahkemelerinde görülmekte olan kadastro ile ilgili henüz kesinleşmemiş bulunan taşınmaz mala ilişkin davalar hakkında o taşınmaz mal için kadastro tutanağı düzenlendiği tarihte bu mahkemelerin görevi sona erer ve davalara ait dosyalar mahkemesine re’sen devrolunur" şeklindeki düzenleme gereğince bir bölgede kadastro çalışması yapılmaya başlandıktan sonra kadastro çalışması kapsamına giren taşınmazlarla ilgili uyuşmazlık konusu davalara bakan mahkeme anılan özel düzenleme gereğince görevsizlik kararı vererek dosyanın görevli ve yetkili kadastro mahkemesine gönderilmesine karar vermelidir. Kadastro çalışması başladıktan sonra yerel mahkenin görevsizlik kararı vermeyip davayı sonuçlandırması ve verdiği kararın kesinleşmesi de esasen sonuca etkili değildir. Bu şekilde kesinleşen karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Keza HMK'nin 1. maddesindeki “....göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir.” şeklindeki düzenleme gereğince görev hususu yargılamanın her aşamasında ve kanun yolu incelemelerinde kendiliğinden gözetilir.
Somut olayda, dava konusu taşınmazın 19.01.1961 tarihinde hükmen Hazine adına orman olarak tescil edildiği, 20.12.1990 tarihinde 2/B gereği orman sınırları dışına çıkarıldığı, 27.09.2001 tarihinde 22/A yenileme çalışmaları kapsamında 439 ada 3 parsel numarasını aldığı,eldeki dava devam ederken 09.05.2012 tarihinde ise kullanım kadastrosu tespiti yapıldığı, kullanım kadastro çalışmaları sonucunda davaya konu taşınmazın 1342 ada 6 parsel numarasını alarak bahçe vasfıyla 9.088,74 m2 olarak sınırlandırılmak suretiyle kullanıcı tespitinin yapıldığı ve 02.08.2012 tarihinde itiraz olmaksızın kullanım kadastro çalışmalarının kesinleştiği, 12.11.2013 ve 03.02.2014 tarihlerinde de kullanıcı paylarının tespiti için güncelleme çalışmaları yapıldığı, eldeki davanın 21.10.2014 tarihinde karara bağlandığı anlaşılmaktadır. Buna göre, dava devam ederken başlayan kullanım kadastrosu çalışmaları yine dava devam ederken itiraz olmaksızın kesinleşmişse de, eldeki dava nedeniyle kullanım kadastro çalışmalarının kesinleştirilmesi usulsüz olup, davacılar vekilinin elatmanın önlenmesi davası yönünden dava tefrik edilerek, elatmanın önlenmesi talebi hakkında Kadastro Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi, ecrimisil ve kal istemi yönünden ise elatmanın önlenmesi davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.