MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, sınırları keşif yerinde gösterilecek taşınmazın Devlet karayolu sebebiyle kamulaştırıldığını ileri sürerek, üzerinde bulunan muhdesatların davacı tarafından yaptırıldığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, Hazine ve Belediye Başkanlığı vekili davanın reddini savunmuş, diğer davalılar beyanda bulunmamıştır.
Mahkemece, davanın kabulüne dair ilk kararın davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine verilen karar, Dairece, muhdesatların bir bölümünün tescil harici alanda, bir bölümünün ise 115 ada 38 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunduğu, 115 ada 38 parsel sayılı taşınmazın davada yer almayan ..., ... ve ... adlarına paylı olarak kayıtlı bulunduğu, kayıt maliklerinin davada yer almadığı, öncelikle davada taraf teşkilinin sağlanması, ondan sonra istek hakkında karar verilmesi gerektiğine işaret edilerek bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, Mahkemece, dava konusu edilen yerin tapulama çalışmalarında tapulama harici olarak bırakılan yer olduğu, davacı adına tapuda kayıtlı bir taşınmaz olması durumu ve bu taşınmazla ilgili malikler arasında ortaklığın giderilmesi durumu ve herhangi bir kamu kuruluşunca kamulaştırma işleminin yapılması durumunun söz konusu olmadığı, ayrıca dava konusu edilen taşınmazın yan parsellerine ilişkin yapılan kamulaştırma işlemi olup bu işlemin de kesinleştiği, davacının güncel hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesat tespiti isteğine ilişkindir.
Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür. Hukuki ilişki ve güncel hukuki yarar varsa tespit davası açılabilir. (HMK. mad. 106/2). Tespit davası sonucu alman karar kesin hüküm etkisi doğurursa da icra takibine konu edilemez. Tespit davası ile istenen hukuki koruma eda davası ile tamamen elde edilebilecekse, o zaman davacının ayrı bir tespit davası açmakta hukuki yararı olamaz. Tespit davalarının dinlenebilmeleri için genel dava koşullarından başka tespit davalarının kendine özgü koşulları olarak nitelendirilen iki özel koşula daha ihtiyaç bulunduğu kabul edilmektedir. Biri hukuki ilişki diğeri hukuki yarar olup, bu da yakın bir tehlikenin var olmasını, tehlikenin zarar meydana getirebilecek nitelikte bulunmasını ve tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olmasını içerir.
26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmünde "Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11. madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir" denilmektedir.
Bu hükümle başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaşma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmıştır. Nitekim öğreti ve uygulamada muhdesatın üzerinde bulunduğu taşınmazın ortaklığının giderilmesi için açılmış ve görülmekte olan bir dava bulunması halinde muhdesatı meydana getiren malik veya paydaşların bu olgunun tespiti istemiyle, yine muhdesat veya üzerinde bulunduğu taşınmazın kamulaştırılması halinde muhdesatı meydana getiren kişi veya kişilerin zilyetliğin tespiti istemiyle dava açmaları halinde hukuki yararın var olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu iki ayrık hal dışında muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti istemiyle açılan tespit davalarının dinlenebilmesi için ise kural olarak az yukarıda açıklanan tespit davalarının kendine özgü koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerektiği tartışmasız kabul edilmektedir.
Somut olayda, Mahkemece, bozma ilamına uyulmuş, ancak bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Şöyle ki; bozma ilamı doğrultusunda taraf teşkili sağlanmış ise de, toplanmış ve toplanacak tüm deliller çerçevesinde esas hakkında karar verilmesi yerine hatalı değerlendirme ile davanın hukuki yarar yokluğundan reddine hükmedilmesi doğru değildir. Dava konusu muhdesatların üzerinde bulunduğu yerin bir kısmı dahili davalılar adına kayıtlı 115 ada 38 parsel sayılı taşınmaz içinde, kalan kısmı ise tapulama harici alanda kalmakta olup, dosya içerisindeki 30.07.2013 tarihli fen bilirkişi raporuna göre bu yerin tamamı Karayolları Genel Müdürlüğünce hazırlanan Mut-Ermenek Yolu Projesine göre yol istimlak sınırları içinde bulunmaktadır. Yukarıda açıklanan ilke ve yasal düzenlemeler gereğince davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı mevcut olduğundan Mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde, toplanmış ve toplanacak delillere göre işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kamulaştırmanın kesinleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla ve HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.