MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kısmen kabulüne dair kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 23.09.2019 tarihli ve 2016/3632 Esas, 2019/7932 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili; vekil edeni davacının, davalıların murisi ...'in kardeşi olduğunu ve tarafların 260 ada 3 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduklarını, davalıların Fatsa Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2014/728 Esas sayılı dosyası üzerinden parsel hakkında ortaklığın giderilmesi davası açtıklarını ve davanın derdest olduğunu, taşınmaz üzerinde müvekkili davacıya ait 3 katlı bina olduğunu ve binanın zemin katının müvekkili ile birlikte müteveffa Abdurrahim'in yaptığını ancak sonraki bir tarihte müvekkili davacının para ile Abdurrahim'in hissesini satın aldığını, muhtesatın 2'inci ve 3'üncü katlarının vekil edeni davacı tarafından inşa edildiğini, bir bütün halinde muhtesatın yıllar boyunca müvekkili davacı tarafından kullandıldığını ve zilyetliğe dair herhangi bir ihtilafın da vuku bulmadığını beyanla, taşınmaz üzerindeki zemin+1.normal kat+2.normal kattan müteşekkil yığma tuğla binanın vekil edeni davacıya aidiyetinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar; 260 ada 3 parsel sayılı taşınmazı üzerinde muhtesatın zemin katının kök muris ...'e ait olduğunu ve muhtesatın müvekkili davalıların murisi Abdurrahim ile davacı ...'e intikal ettiğini, Abdurrahim ve Celal'in aralarında şifahen anlaştıklarını ve buna göre 1'inci normal katın Abdurrahim ve 2'inci normal katın Celal tarafından inşa edileceğini, Abdurrahim'in 1'inci normal katın inşaatına başladığını ve % 80'ini tamamladıktan sonra katı davacının oğlu ...'e bıraktığını, bu itibarla taşınmaz üzerinde bulunan arsa ve muhtesatın zemin katı ile 1'inci normal katının davacı ile Abdurrahim'e ait olduğunu, 2'inci normal katın davacıya ait olduğu hususunda herhangi bir itirazlarının olmadığını, bu talebi kabul ettiklerini beyanla, bir kısım talepler yönünden davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabulüyle 260 ada 3 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunun muhtesatın bodrum ve zemin katına yönelik davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan reddine, muhtesatın 1'inci normal katının %20'sinin davacıya aidiyetinin tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine, muhtesatın 2'inci normal katının HMK 308'inci maddesi gereğince davacıya aidiyetinin tespitine karar verilmiş olup; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiş; Dairemizin 23.09.2019 tarihli ve 2016-3632 Esas, 2019-7932 karar sayılı ilamı ile '' davacının 1. kata ilişkin yapmış olduğu işlerin iyileştirme niteliğinde olduğu anlaşıldığından, Mahkemece 1. kat yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı ve eksik değerlendirme ile yazılı şekilde birinci katın yüzde yirmisinin davacıya aidiyetinin tespitine karar verilmesi doğru olmamıştır'' gerekçesi ile bozma kararı verilmiş; bozma ilamına karşı davacı vekili tarafından temyize sadece kendileri tarafından başvurulmasına rağmen aleyhe bozma yapıldığı gerekçesi ile süresinde karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Usuli kazanılmış hak kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK'nin 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.)
Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Taraflardan yalnız birinin hükmü temyiz etmesi halinde Yargıtayın temyiz eden tarafın yararına olarak verdiği bozma kararına uyan yerel mahkeme artık, temyiz eden tarafın önceki bozulan karara oranla daha aleyhine bir hüküm veremez. Buna da "aleyhe hüküm verme yasağı" denir. Aksi halde usul hükümleri ile hedef tutulan istikrar zedelenir ve mahkeme kararlarına karşı güven sarsılır.
Açıklanan bu ilke ışığında; temyiz edenin sıfatına göre, dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması gerekirken bozulmasına karar verildiği anlaşılmakla davacının karar düzeltme talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme itirazlarının kabulü ile, Dairemize ait 223.09.2019 tarih 2016-3632 Esas ve 2019-7932 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca ONANMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde karar düzeltme isteyen davacıya iadesine, 09.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.