DAVA TÜRÜ: İstihkak
MAHKEMESİ: Bursa 4. İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Bursa 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 18.04.2017 tarihli ve 2016/962 Esas, 2017/431 Karar sayılı kararıyla kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı üçüncü kişi vekili ile davalı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı alacaklı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı üçüncü kişi vekili, borçlu aleyhine yapılan takipte müvekkiline ait menkullerin haczedildiğini, borçlu şirket ile müvekkili arasında Franchising Sözleşmesi mevcut olduğunu, bu sözleşmeye göre müvekkilinin Franchise alan olduğunu, "..." logosu ve isminin Franchise veren şirketin tescilli markası olduğunu, müvekkilinin tüm dokümanlarında "..." ibaresini sergilemek zorunda olduğunu, borçlu şirketin haciz adresinde hiç bir zaman faaliyette bulunmadığını belirterek, davanın kabulü ile davalı alacaklı aleyhine tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, borçlu ile imzalanan 25.04.2015 tarihli protokolle takibin dayanağı çeklerin müvekkiline verildiğini, üçüncü kişi şirketin borcun doğum tarihinden sonra 20.04.2016 tarihinde kurulduğunu, borçlunun muvazaalı şekilde iş yerlerini devrederek alacaklıdan mal kaçırmaya çalıştığını, borçlunun iş yerini davacı şirkete devrettiği düşünülse dahi devre istinaden davacının borçtan sorumlu olduğunu, borcun doğum tarihinden sonra düzenlenen Franchising Sözleşmesinin muvazaalı olduğunu iddia ederek, davanın reddine ve davacı aleyhine tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince Franchising veren ...... Ltd. Şti ile franchise alan ...... Ltd. Şti arasında, 500.000 TL karşığında, franchise hakkını kullanması hususunda yapılan sözleşmeye ilişkin senetler düzenlendiği, düzenlenen senet bedellerinin bir kısımının banka aracılığı ile takip tarihinden önce ödenmeye başlandığı, davacı üçüncü kişinin haciz mahallindeki faaliyetine borcun doğum tarihinden önce başladığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş, hükme karşı davalı alacaklı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul BAM 21. Hukuk Dairesinin 30.10.2018 tarihli ve 2018/2414 Esas, 2018/2391 Karar sayılı kararı ile üçüncü kişi şirket ile borçlu şirket arasında düzenlenen ve dosyaya sunulan Franchising Sözleşmesi ve sözleşme bedelinin ödendiğine ilişkin sunulan deliller, haciz adresinin borçlu şirket adresi olmaması nedeniyle muvazaalı olarak devir işlemi yapıldığı iddiası ispat edilemediğinden davalı alacaklının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı alacaklı vekili tarafından bu kez temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Tarafların gösterdiği deliller toplanmadan karar verilmesi, hukukî dinlenilme hakkının ihlalidir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı üçüncü kişi, davalı borçlu ile yapıldığı ileri sürülen Franchising Sözleşmesine dayanarak istihkak iddiasında bulunmuş ve sözleşmedeki bedelin bir kısmı için ödeme dekontu sunmuş, davalı alacaklı ise Franchising Sözleşmesinin muvazaalı olduğunu ileri sürmüş olması karşısında Mahkemece alacaklı tarafın söz konusu iddiası ile ilgili herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır.
Şöyle ki, davacı üçüncü kişi, borçlu şirket ile aralarında 20.04.2016 tarihli Franchising Sözleşmesinin mevcut olduğunu, Franchise bedeli olarak 500.000 TL ödeme borcu altına girdiklerini ve borca karşılık 7 adet bono verilmekle, bu bonoların bedellerinin banka aracılığıyla ödendiğini bildirerek, dosyaya buna dair Franchising Sözleşmesi, bono, dekont ve borçlu şirket tarafından üçüncü kişi şirket adına düzenlenen faturaları sunduğu anlaşılmakla, HMK’nin 31. maddesi uyarınca bu hususların açıklığa kavuşturulması gerekir. Borçlu şirket ve üçüncü kişinin ticari defterlerinde sözleşmenin, faturaların ve ödemeye ilişkin kayıtların mevcut olup olmadığının tespiti için (açılış ve kapanış tasdiklerinin yapılmış olması göz önünde bulundurularak) uzman bilirkişiden rapor alınması, alınacak raporun dosyada mevcut diğer delillerle birlikte değerlendirilerek alacaklı tarafça ileri sürüldüğü üzere üçüncü kişi ile borçlu arasında yapıldığı ileri sürülen Franchising Sözleşmesinin muvazaalı olup olmadığının tespit edilmesi ve sonucuna göre istihkak iddiası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma neticesinde yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davalı alacaklı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 15.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy