MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
DAVACILAR: ..., ...
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil
İLK DERECE
MAHKEMESİ: ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.05.2019 tarihli ve 2016/665 Esas, 2019/254 Karar sayılı kararıyla davanın el atmanın önlenmesi talebi yönünden reddine, davanın ecrimisil talebi yönünden kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiş olup, Mahkeme hükmüne karşı, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından bu karara ilişkin istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince 28.11.2019 tarihli ve 2019/1713 Esas, 2019/1693 Karar sayılı kararı ile davalının istinaf başvurusunun reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın el atmanın önlenmesi talebi yönünden kabulüne, davanın ecrimisil talebi yönünden kısmen kabul ve kısmen reddine şeklinde hüküm kurulmuş, davalı vekili tarafından bu kararın duruşmalı olarak temyizi üzerine dava değeri itibariyle duruşma isteminin reddine karar verilmiş olup, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili; dava konusu 20431 parsel sayılı taşınmazdaki 5 nolu konut niteliğindeki taşınmazın davalıya ve vekil edenlerine murisleri olan Emine Efe'den miras kaldığını, davalının dava konusu taşınmazda 2007 yılının Haziran ayından beri ikamet ettiğini, vekil edenlerinin taşınmazdan yararlanmasına izin vermediğini belirterek, davalının dava konusu taşınmaza yaptığı paya vaki müdahalesinin men'i ile şimdilik 15.000,00 TL ecrimisilin ait olduğu aylardan itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve miras payları oranında vekil edenlerine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 09.05.2019 tarihinde bilirkişi raporu uyarınca el atmanın önlenmesi talebi yönünden 51.428,56 TL üzerinden tamamlama harcı yatırarak bedel artırımı yapmıştır.
Davalı vekili, husumet ve zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacılardan ...'nin 2012 ve 2013 yılları boyunca 2 yıl süre ile dava konusu taşınmazda ikamet ettiğini, davacılardan sadece ... tarafından ihtarname keşide edildiğini, diğer davacı ... tarafından davalıya gönderilmiş bir ihtarname bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, davanın elatmanın önlenmesi talebi yönünden reddine, ecrimisil talebi yönünden kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiş olup, Mahkeme hükmüne karşı, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından bu karara ilişkin istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince 28.11.2019 tarihli ve 2019/1713 Esas, 2019/1693 Karar sayılı kararı ile davalının istinaf başvurusunun reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın elatmanın önlenmesi talebi yönünden kabulüne, ecrimisil talebi yönünden kısmen kabul ve kısmen reddine şeklinde hüküm kurulmuş, bu karar da davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
1. T.C. Anayasası'nın 141/3 maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (Mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’ye göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472).
Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasa'nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
6100 sayılı HMK'nin 297. maddesine göre de; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir."
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, dava dilekçesinde 5 nolu bağımsız bölüme davacıların hisseleri oranında davalının müdahalesinin önlenmesini talep edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince temyize konu kararın gerekçesinde; "talep bağımsız bölüme yapılan müdahalenin pay oranında men edilmesi istemine ilişkin olup mahallinde yapılan keşifle bağımsız bölümün davalının tasarrufunda olduğu ve davacıların kullandığı bir alanın bulunmadığı tesbit edilmekle pay oranında meni müdahaleye karar verilmesi gerektiği istinaf nedenlerinin yerinde olduğuna" yer verildiği, ancak hüküm fıkrasında, "Davanın el atmanın önlenmesi talebi yönünden kabulü ile, İstanbul ili Avcılar ilçesi Gümüşpala mahallesinde kain 20431 parsel sayılı taşınmazdaki 5 nolu konut niteliğindeki taşınmaza davalının yaptığı meni müdahalenin reddine" karar verilmek suretiyle hüküm ve gerekçe arasında çelişki oluşturulması, bozmayı gerektirmiştir.
2. Davalı vekiline gerekçeli kararın 20.09.2019 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilinin UYAP üzerinden istinaf süre tutum dilekçesini 11.09.2019 (UYAP'taki evrak kayıt ve e-imza tarihi) tarihinde sunduğu, UYAP üzerinden gerekçeli istinaf dilekçesini gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayan yasal iki haftalık süresi içerisinde 02.10.2019 (UYAP'taki evrak kayıt ve e-imza tarihi) tarihinde sunduğu, istinaf harçlarını ise 11.09.2019 tarihinde yatırdığı anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin gerekçeli istinaf dilekçesi kapsamında istinaf incelemesinin yapılması gerekirken, istinaf başvurusunun gerekçesiz yapıldığı kabul edilerek davalı vekilinin istinaf isteminin başvuru sebep ve gerekçeleri bildirilmediğinden 355. maddesi kapsamında kamu düzenini ilgilendiren hususlarda istinaf incelemesi yapılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3. Hükümdeki maddi hataların tashihi (düzeltimi) ve tavzih üzerinde kısaca durmak gerekirse; hükümlerin tashihi (düzeltilmesi) 6100 sayılı HMK'nin 304. maddesinde, hükümlerin tavzihi ise aynı Kanun'un 305. maddesinde düzenlenmiştir.
Hükümlerin tashihi, mahkemece res'en veya taraflarından birinin talebi üzerine hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların düzeltilebilmesine dair bir yoldur. Maddi hata düzeltimi ile hükmü veren mahkeme, sadece yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların düzeltilebilir.
Hükümlerin tavzihi ise, hükmün müphem olması veya birbirine aykırı (çelişik) fıkralar ihtiva etmesi halinde, hükmün gerçek anlamının meydana çıkarılması için başvurulan bir yoldur.
Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanması veya tereddüt veya aykırılığın giderilmesini kararı veren mahkemeden isteyebilirler.
Yukarıda belirtildiği gibi, açık olmayan veya çelişik fıkraları kapsayan hükümlerin açıklanması istenebilir. Yargılamanın iadesine karar verilmedikçe veya hüküm temyiz edilip bozulmadıkça, verilen hükmün değiştirilmesi mümkün değildir. Hükümlerin tavzihi de bunun bir istisnası olarak kabul edilemez. Hâkim burada hükmün başka türlü anlaşılmasını önlemek için gerçeği ortaya koymakla ödevlidir.
Tavzih, kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur. Hükmün gerekçesinin açıklanması bakımından tavzih yoluna gidilemez. Ancak, hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişki varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir (YHGK.’nin 14.6.1967 tarihli ve 1967/9–462 Esas 300 Karar sayılı ilamı).
Hâkim, tavzih yolu ile hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip bunu kararına ekleyemeyeceği gibi, hüküm verirken unuttuğu vekâlet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dâhil edemez. Aynı şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih yolu ile giderilemez. Bütün bu anlatımlardan çıkan netice; tavzih yolu ile kesinleşmiş olan hüküm sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, cilt 5, Altıncı Baskı şehir 2001 cilt 5, s. 5270 vd.).
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesinin 28.11.2019 tarihli ve 201971731 Esas, 2019/1693 Karar sayılı ilamının hüküm kısmında B-1. Bendinde "''1-Davanın el atmanın önlenmesi talebi yönünden kabulü ile, İstanbul ili Avcılar ilçesi Gümüşpala mahallesinde kain 20431 parsel sayılı taşınmazdaki 5 nolu konut niteliğindeki taşınmaza davalının yaptığı meni müdahalenin reddine," karar verilmiş iken 27.12.2019 tarihli tashih şerhi ile ''1-Davanın el atmanın önlenmesi talebi yönünden kabulü ile, İstanbul ili Avcılar ilçesi Gümüşpala mahallesinde kain 20431 parsel sayılı taşınmazdaki 5 nolu konut niteliğindeki taşınmaza davalının yaptığı müdahalenin men'ine,'' olarak kararın tashihine karar verildiği, bu şekilde yani maddi hata düzeltimi ile hüküm değiştirilmesi mümkün olmadığından tashih şerhi başlıklı karar ile gerek tashih gerekse tavzih ile hüküm değiştirilemeyeceği halde belirtilen usul kurallarına riayet edilmeden yazılı şekilde hükmün el atmanın önlenmesi talebine ilişkin kısımlarının tashih yolu ile değiştirilmesi doğru değildir.
4. Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun taleple bağlılık ilkesini düzenleyen 26. maddesi; “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır." şeklindedir.
Somut olayda, davacılar vekili, dava dilekçesinde elbirliği mülkiyetine konu dava konusu 5 nolu bağımsız bölüme davacıların hisseleri oranında davalının müdahelesinin önlenmesini talep ettiğini belirtmiş olmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesi kararında, dava dilekçesinde taşınmazın tamamına yönelik istemi bulunmadığı halde bu yönde karar verildiği anlaşılmaktadır.
O halde, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde, Mahkemece taleple bağlılık kuralı gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken talepten fazlasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
5. Dava konusu taşınmazda taraflar paydaştır. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı kararı).
Belirtilmesi gereken diğer bir husus ise, TMK'nin 6. maddesi uyarıca iddia sahibinin iddiasını ispat ile yükümlü olup, ecrimisil isteğine ilişkin davalarda da, öncelikle davacının işgalin varlığını, süresini ve işgalli alanın miktarını kanıtlaması gerektiği, diğer bir anlatımla Mahkeme tarafından kabul kararı verilebilmesi için, dava konusu taşınmazların, davalıların kullanımında olduğunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde ispat edilmesi gerektiğidir.
Somut olayda, dava konusu 5 nolu bağımsız bölümün tarafların ortak murisi Emine Efe adına kayıtlı olduğu, davacılardan ..., davalıya Bakırköy 28. Noterliğinin 22.07.2014 tarihli ve 23208 Yevmiye Nolu ihtarname ile müşterek murislerden intikal eden dava konusu taşınmaz için ecrimisil talep ettiğini belirtir ihtarname keşide ettiği, ihtarnamenin davalıya 26.07.2016 tarihinde tebliğ edildiği, ayrıca Bakırköy 15. İcra Müdürlüğünün 2016/12162 Esas sayılı dosyası ile 14.07.2016 tarihinde davacılar tarafından davalıya 2007 Haziran ayından 14 temmuz 2016 tarihine kadar 41.585,40 TL ecrimisil talepli icra takibi başlatıldığı, takip talebinin davalıya 25.07.2016 tarihinde tebliğ edildiği, dinlenen davacı tanıklarının 2007 yılından beri taşınmazı davalının kullandığı ve mirasbırakan anne Emine Efe'nin ölümünden sonra davacıların davalıdan hak talebinde bulunduklarını beyan ettikleri, davalı tanıklarının ise, 2010-2015 yılları arasında taşınmazda davacılardan Barboros' unda yaşadığını beyan ettikleri anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki, dava konusu taşınmazın kim ve/veya kimlerin kullanımında olduğu, nitelikleri, tasarruf şekilleri, davalının savunmasında ve davalı tanıklarının beyanlarında belirtildiği üzere taşınmazda davacılardan Barbaros'un davalı ile birlikte kullandığı bir dönem olup olmadığı, bu yerlerin kullanımına davalı tarafından engel olunup olunmadığı, davacıların taşınmazlardan yararlanma taleplerini ne zaman davalıya ilettikleri tereddüte mahal bırakılmayacak şekilde belirlenmediği gibi, taşınmazın kullanımı konusundaki tanık beyanları da hüküm kurmaya yeterli değildir. Ayrıca dava konusu taşınmazlarla ilgili olarak her türlü delille ispatı mümkün olan intifadan men olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği yeterince araştırılmamıştır.
O halde, mahkemece yapılacak iş, taraf tanıklarının HMK'nin 259 maddesi gereğince yeniden dinlenmelerinin sağlanması, az yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen ilkeler ışığında, davacıların taşınmazda kullanımına davalı tarafından engel olunup olunulmadığı, davacı ...'un ecrimisil talep edilen dönemde dava konusu taşınmazda kullanımının bulunup bulunmadığı, davacıların taşınmazlardan yararlanma taleplerini ne zaman davalıya ilettikleri hususlarının taraf tanıklarından ayrıntılı olarak sorulması bu şekli ile davalının kullanım durumunun (ecrimisil talep edilen dönem itibariyle) tereddüte mahal bırakılmayacak biçimde tespit edilmesi, taraf tanıklarının beyanları arasında çelişki bulunduğunda 6100 sayılı HMK'nin 261/1 maddesi uyarınca çelişkinin yüzleştirmek suretiyle giderilmeye çalışılması, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilememesi durumunda hangi taraf tanığının beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde gösterilmesi, bundan sonra tüm taraf tanık beyanlarının birlikte tartışılıp değerlendirilmesi (şartların varlığı halinde), ayrıca davacılardan ..., davalıya noter kanalıyla dava konusu taşınmaz için ecrimisil talep ettiğini belirtir ihtarname keşide ettiği, davacılardan Nahide'nin ihtarname keşide etmediği, bundan başka davacıların dava konusu taşınmaza ilişkin dava ya konu ecrimisil dönemine ilişkin icra takibi başlatıldığı hususları göz önünde bulundurularak intifadan men hususunun her bir davacı için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmesi (şartların varlığı halinde), davacıların talepleri de dikkate alınarak taşınmazın kullanım durumu belirlendikten sonra ve intifadan men hususu üzerinde durularak tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde toplanmış ve/veya toplanacak deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tüm bu husular düşünülmeden eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; bilirkişi tarafından her yıl için saptanan ecrimisil miktarına, tahakkuk tarihleri olan dönem sonlarından itibaren yasal oranda faize hükmedilmesi her döneme ilişkin ecrimisil miktarı ile faizin başlangıç tarihinin ayrı ayrı gösterilmesi gerekir.
Bölge Adliye Mahkemesince, infazda tereddüte neden olacak şekilde hükmedilen ecrimisilin tamamına dönem sonu ve faizin başlangıç tarihi belirtilmeksizin tahakkuk tarihinden itibaren denilerek faize hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle HMK'nin 371.maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir suretin de İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.05.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.