MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün dahili davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava konusu taşınmazın 1967 yılından beri vekil edeni tarafından malik sıfatıyla zilyet olarak kullanıldığını, taşınmazın malik hanesinde Mehmet isminin yazılı olup, malikin tapu kütüğünden anlaşılamadığını belirterek, tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tescilini talep ve dava etmiştir.
Asli müdahil davacılar ... ve arkadaşları vekili, dava konusu taşınmazın babaları ... tarafından haricen satın alındığını, babalarının ölümüyle çocuklarının kullanmaya devam ettiğini, mirasçılar arasında herhangi bir taksim sözleşmesi bulunmadığını, davacının tek başına malik olmasının mümkün olmadığını, malikin tapu kütüğünden anlaşılamadığını belirterek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile tüm mirasçılar adına tapuya tescilini talep etmişlerdir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece 10.10.2012 tarihli kararla, davanın usulden reddine karar verilmiş, davacı vekili ve asli müdahil davacılar vekilinin temyizi üzerine, Dairemizin 17.04.2014 tarihli ilamıyla karar bozulmuştur. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, Mahkemenin 22.12.2015 tarihli kararıyla, davacının ve müdahil davacıların hazine haricindeki davalılar ve dahili davalılar hakkında açtığı davanın husumet yokluğundan usulden reddine, davacı ...'ın taşınmazın kendi adına tescili yönünden Hazine aleyhine açtığı davanın reddine, müdahil davacıların dahili davalı Hazine hakkında açtıkları davanın kabulüyle, 570 ada 5 parsel nolu taşınmazın Mehmet adına olan tapu kaydının iptali ile ... mirasçıları Hasan Basri oğlu ..., ........ adına elbirliği mülkiyeti olarak tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Hüküm, dahili davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nin 713/2. maddesinde düzenlenen "maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan" hukuki nedenine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya kapsamı ve toplanan delillerden; dava konusu 510 ada 5 parsel sayılı 607,30 m2 miktarındaki, kuyuyu şamil avlulu ahşap ev niteliğindeki taşınmazın tapulama çalışmalarında, 06.04.1959 tarihinde "Şubat 1316 tarihli ve 35 nolu tapu kaydına istinaden ..... ölü olup varisleri bilinmemekte, tapu kaydı vechile tespiti yapılarak komisyona sunulduğu" belirterek ..... adına tespit edildiği, Basri Hacıkuşlar'ın 28.04.1959 tarihli dilekçeyle "32 sene önce ...’dan taşınmazı haricen satın aldığını ve vergilerini verdiğini ve inşaat yaptığını" belirterek itiraz ettiği, 05.11.1959 tarihli Komisyon kararıyla "....’ın harici satın aldığına dair belge olmadığından Mehmet adına kadastroca tespit ve tescil edildiği, Kadastro Mahkemesinde dava açabileceği" belirtilerek itirazın reddedildiği, 26.04.1960 tarihinde tespitin kesinleştiği, yapılan yargılamada malik Mehmet'in kimliği, mirasçılarının tespit edilemediği gerekçesiyle, yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmıştır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nin 713/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan madde de, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ….bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Kanundaki “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” düzenlemesinden; tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, Yargıtay İçtihatlarına göre, tapu kütüğündeki bilgi ve belgelerden genel olarak gerekli dikkati gösteren kişilerin malikin kim olduğunu anlayamayacağı haller amaçlanmıştır. Tapu kütüğündeki malik sütununun boş ve açık bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmesi, böyle bir kişinin hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmaması, malik adının silinmiş ve yenisinin yazılmamış olması gibi hallerde malikin tapu kütüğünden anlaşılamadığı sonucuna varılabilir (Yargıtay HGK'nin 10.4.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar, 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Soyut ve nam-ı mevhum(sanal, mevcut olmayan hayali kişi) bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde de, maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir.
Kayıt malikinin, tanınmıyor, hatırlanmıyor olması, adresinin tespit edilememesi, tebligat yapılamaması, uzun yıllar önce taşınmış ya da ölmüş olması, mirasçılarının belirlenememesi gibi hususlar o kişinin tapu kütüğünde maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Yine, tapu sicili ekindeki kadastro tutanağı, tedavül(el değiştirme) ve bunlara esas kayıt ve belgelerden tapu malikine ilişkin bilginin mevcut olması durumunda da bilinmeyen kişi olarak kabul edilemez.
Somut uyuşmazlıkta; her ne kadar Mahkemece, gerekçe bölümünde davanın, malikin tapu kaydından kim olduğunun anlaşılamadığı sebebine dayanılarak açıldığı kabul edilerek, kayıt malikinin bilinmeyen kişi olduğundan hareketle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de; verilen karar dosya kapsamı ve toplanan delillerle uyuşmamaktadır. Şöyle ki; dava konusu 510 ada 5 parsel 1959 yılında tapulama çalışmalarında, Şubat 1316 tarihli ve 35 nolu tapu kaydı uygulanmak suretiyle ... adına tespit ve tescil edilmiş, kayıt malikinin ölü olduğu ve mirasçıları bilinmediği belirtilmek suretiyle tutulan tutanak 26.04.1960 tarihinde kesinleşmiştir. Tutanakta ayrıca, ...'dan 32 yıl önce haricen satın alındığına dair itirazda bulunulduğu da görülmektedir.
Bu durumda, az yukarıda yazılı Daire ve Yargıtay uygulamaları doğrultusunda, dayanak tapu kaydı, kadastro tutanağındaki bilgiler ve dosya kapsamına göre, kayıt malikinin kanun anlamında bilinen kişi olduğu açıktır. Mahkemenin bu nedenle davanın kabulüne karar vermesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Dahili davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yukarıda gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 15.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.