MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Kayyım Atanması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, kayyım vekilinin tavzih talebi 13.08.2020 tarihli ek karar ile reddedilmiş olup, asıl kararın ve tavzih talebinin reddine dair ek kararın kayyım vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde, vekil edeni ...'nün hissedarı olduğu 45 ada 8 parsel sayılı taşınmaz hakkında Nevşehir Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/1160 Esas sayısına kayden görülen ortaklığın giderilmesi davasında açık kimlik ve adres bilgilerine ulaşılamayan diğer hissedarlar ..., ... ve İbrahim'e kayyım tayini için kendilerine yetki ve süre verildiğini açıklayarak, 3561 sayılı Kanun uyarınca adı geçenlere mahallin en büyük mal memurunun kayyım tayin edilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulü ile ..., ... ve İbrahim'i Nevşehir Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/1160 Esas sayılı dosyasında temsil etmek üzere, TMK’nin 427 ve 3562 sayılı Kanunu'nun 2. maddesi gereğince Nevşehir Defterdarının kayyım atanmasına karar verilmiş, karar tebliğe çıkarılmamıştır.
Kayyım vekili 13.08.2020 havale tarihli dilekçesinde, dava dilekçesinde 3561 sayılı Kanun uyarınca kayyım tayininin istendiği, Mahkemece davanın kabul edildiği ancak hüküm fıkrasında temsil kayyımı ifadesinin kullanılması nedeniyle kararın infazında tereddüt oluştuğunu açıklayarak, hükmün tavzihi ile atanan kayyımın yönetim kayyımı olduğunun belirtilmesini istemiş, Mahkemece hüküm fıkrasından atanan kayyımın yönetim kayyımı olarak atandığının anlaşıldığından bahisle tavzih talebi reddedilmiştir. Kayyım vekili asıl kararı ve tavzih talebinin reddine dair ek kararı temyiz etmiştir.
1. Asıl karara yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinden;
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Tavzih isteminin reddine dair 13.08.2020 tarihli ek karara yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinden;
3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun'un 2/1. maddesinde “4721 Sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 427. maddesine göre, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçının payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasının gerektiği hallerde, vesayet makamı; bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük mal memurluğundan araştırır. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim kayyımı tayin eder.”
Türk Medenî Kanunu'nun 426. maddesinde ise "Vesayet makamı, ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse, bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya resen temsil kayyımı atar.” hükümleri mevcuttur.
Somut olayda, yapılan araştırma sonucunda davacının da hissedarı olduğu taşınmazın diğer hissedarları ..., ... ve İbrahim'in açık kimlik bilgilerine ve mirasçılarına ulaşılamamış ise de, derdest ortaklığın giderilmesi davası nedeniyle özel kişi tarafından kayyım atanması talep edildiğinden, Türk Medeni Kanunu'nun 426. maddesi uyarınca temsil kayyımı atanması gerektiği açıktır. Keza asıl kararın hüküm fıkrasında yer alan "3562" ifadesi maddi hataya dayalı olup, yönetim kayyımlığının düzenlendiği kanun 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanundur ve bu kanun kapsamında açılacak davalarda özel kişilerin aktif dava ehliyeti yoktur.
Mahkemece, Nevşehir Defterdarını ..., ... ve İbrahim'e ortaklığın giderilmesi davasında temsil etmek üzere kayyım atadığının anlaşılmasına göre, kayyım vekilinin yerinde olmayan tavzih isteminin bu sebeple reddi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru değil ise de; talebin reddi sonuç itibariyle doğru olduğundan, yukarıda açıklanan gerekçeyle gerekçesi değiştirilmek suretiyle tavzih talebinin reddine dair 13.08.2020 tarihli ek kararın onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle temyiz itirazlarının reddine ve asıl hükmün ONANMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle, açıklanan gerekçeyle hükmün gerekçesi değiştirilerek 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 438/son fıkrası gereğince 13.08.2020 tarihli ve 2006/937-2007/153 sayılı ek kararın DÜZELTİLMİŞ BU ŞEKLİYLE ONANMASINA, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,
peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.