MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın usulden reddine, 24.11.2020 tarihli ek kararla temyiz talebinin reddine karar verilmiş olup hükmün davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı alacaklı vekili, müvekkili tarafından borçluya jenaratör satıldığını, satış bedelinin borçlu tarafından ödenmemesi üzerine alacağın tahsili amacıyla takip yapıldığını ve satışı gerçekleştirilen jeneratörlerin haczedildiğini ileri sürerek,üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı üçüncü kişiler vekili, haciz adresinin TOKİ inşaat sahası, müvekkilinin ise asıl yüklenici olduğunu, dava konusu mahcuzların hak ediş bedellerinin ödendiğini, devrin gerçekleştiğini, dava konusu mahcuzların mülkiyetinin TOKİ'ye ait olduğunu ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda, davanın kabulüne ilişkin verilen karar, davalı üçüncü kişiler vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 17.12.2019 tarihli ve 2016/15972 Esas, 2019/11398 Karar sayılı ilamı ile, takip borçlusu olmayan üçüncü kişi tarafından TOKİ yararına istihkak iddiasında bulunulduğu, üçüncü kişinin TOKİ yararına istihkak iddiasında bulunma hak ve yetkisi bulunmadığı gibi TOKİ tarafından hacizden itibaren İİK’nin 96/3. maddesinde belirtilen 7 günlük süre içerisinde yapılmış bir istihkak iddiası da bulunmadığından, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın 6100 sayılı HMK’nin 114/ h ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, karar davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece 24.11.2020 tarihli ek karar ile; 08.10.2020 tarihinde kararın davacı vekilinin yüzüne karşı tefhim olunmasına rağmen davacı vekili tarafından 10 günlük yasal süresi içinde temyiz yoluna başvurulmadığı 24.11.2020 tarihinde istinaf talepli başvuru dilekçesi sunduğu gerekçesi ile süresinde yapılmayan temyiz talebinin reddine karar verilmiş, ek karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HMK’nin 322. maddesi atfı ile uygulanmakta olan HMK’ nın 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle, HMK’nın 321. maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hallerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.01.2015 tarih 2014/9-1438 Esas- 2015/580 Karar sayılı kararı).
09/06/1932 tarih ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 02/03/2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunla değişmeden önceki 363. maddesine göre icra mahkemesinin nihai kararları tefhim veya tebliğinden itibaren 10 gün içinde temyiz edilebilir. Maddedeki “tefhim” kavramının "hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal" olarak anlaşılması zorunludur. Bu nedenle, yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren, aksi halde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır.
Temyize konu olayda, 8.10.2020 tarihli tefhimin yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim olduğundan bahsedilemeyeceğinden ek karar kaldırılarak temyiz incelemesine geçildi.
1. Yargıtay ilamında belirtilen bozma sebepleri çerçevesinde işlem yapılarak karar verilmiş, bozma ile kesinleşen hususların yeniden temyiz sebebi yapılmasına usul hükümleri elvermemiş bulunmasına ve temyiz edilen kararda yazılı gerekçelere göre davacı alacaklı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine;
2. Davacı alacaklının, dava konusu hacizde geçerli istihkak iddiasında bulunulmadığından bahisle İcra Müdürlüğü kararına karşı şikayet yoluna başvurduğu anlaşılmakla davacı alacaklı aleyhine vekalet ücreti hükmedilmesi hatalı olmuştur.
Ne var ki belirtilen bu yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 sayılı HMK’ nın Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
Kabule göre de; dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesine rağmen maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı alacaklı vekilinin yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasının "1 ve 2 nolu davalılar vekil ile temsil edildiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen karar tarihinde yürürlükte olan nispi 42.550,00 TL ücreti vekaletin davacı taraftan tahsili ile 1 ve 2 nolu davalılara verilmesine," şeklindeki 3. bendinin hükümden çıkartılmasına, hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,16.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy