MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
İLK DERECE
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.03.2020 tarihli ve 2018/142 Esas, 2020/147 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararırın kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş olup, bu kez davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, tarafların 2540 ada 1 parsel maliki olduklarını, taraflar arasında ortaklığın giderilmesi davası olduğunu, dava konusu taşınmazın davacıların doğrudan katkı ve ödemeleriyle davacılar nam ve hesabına yapıldığını, murisin bizzat tuttuğu el yazısıyla günlük notlarından da açık olduğunu, bu nedenle dava konusu taşınmaz üzerindeki muhdesatın davacı taraflarca yapıldığının tespitini talep etmiştir.
Davalı vekili; muris muvazaası nedeniyle tapu iptal tescil davası sonucu dava konusu taşınmazda hissedar olduğunu, muhdesatın davacılar tarafından değil muris tarafından yapıldığını, taşınmazın 1970 yılında 775 sayılı Kanun gereği taşınmaza 2 yıl içinde ev yapmak koşuluyla muris ...’e tahsis edildiğini, 20 yıl devir yasağı konulduğunu, murisin söz konusu arsaya tek katlı ev yaptığını, murisin işçi olarak çalıştığını, 28.10.1987 tarihinde emekli olduğunu, emekli ikramiyesi ile 26.03.1989 tarihinde 2 katlı ev haline çevirdiğini, 27.07.1992 tarihinde elektrik abonelik sözleşmesi yapıldığını, 31.08.1992 tarihinde ...’in evlenerek katlı binada oturmaya başladığını, 775 sayılı Kanun gereği devir yasağı sona erince 05.10.1993 tarihinde taşınmazın tapusunun muris adına tahsisen tescil edildiğini, murisin kızından mal kaçırmak amacıyla taşınmazı ...’e sattığını, 28 gün sonra ise ...’in taşınmazı davacılara 10.02.1994 tarihinde devrettiğini, tarihler dikkate alındığında binanın çok önce yapıldığını, murisin ikramiyesiyle yapıldığını, tapu iptal ve tescil dosyasında da davacılarca meydana getirildiği hususunda kanaat edinilemediğinin belirtildiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; tarafların iddia ve savunmaları kapsamında yapılan keşif sırasında dinlenen tanık beyanlarına göre muris Ahmet'in taşınmazı üçüncü bir kişiye satması sonrasında davacıların satın aldığı, üzerindeki binanın davacılar tarafından yapıldığının belirtildiği, murisin yapım aşamasında maddi katkı sağlamadığı, davacıların binanın yapımı sırasında çalıştıkları ve iş sahibi oldukları, maddi gelirlerinin bulunduğu, murisin emekli olduğu, bir kısım maddi sıkıntı içerisinde olduğunun belirtildiği ve borcunun davacılar tarafından karşılandığı tanık beyanları ile sabit olduğu anlaşılmakla tanık beyanları hükme esas alınmış, murisin yapıma katkı sağladığı ispat edilemediğinden, davacıların yapım aşamasındaki maddi durumları ve gelirleri de dikkate alınarak davanın kabulüne, 2540 ada 1 nolu parsel üzerindeki fenni bilirkişinin 10.04.2019 tarihli raporundaki belirttiği şekli ile taşınmaz üzerindeki muhdesatın davacılara ait olduğunun tespitine, söz konusu raporun karar eki sayılmasına karar verilmiştir. Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince, dosya kapsamı ve dinlenen taraf tanıkları anlatımlarına göre, dava konusu yapının muris hayattayken yapıldığı, murisin düzenli geliri olduğu, taşınmaz üzerindeki muhdesatın kim tarafından meydana getirildiğinin tespitine ilişkin davalarda; Mahkemece araştırılması gereken hususun, muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle, kimin adına ve hesabına yaptırıldığına ilişkin olduğu, toplanan deliller, dosya kapsamı ve dinlenen tanık anlatımlarına göre, binanın murisin sağlığında yapıldığına, murisin kendi geliri bulunduğuna, murisin borçları bulunduğunun ispat edilemediğine, davacılar tarafından binanın taraflarınca yaptırıldığının yazılı belgelerle (makbuz, fatura, vs) ispat edilemediğine, davacı tarafça sunulan harcamalara ilişkin defterin davalı tarafça kabul edilmemekle birlikte, defterde yapılan harcamaların yazılmasının yapının davacılar nam ve hesabına yapıldığı anlamına gelmediğine, kaldı ki muhdesatın yapımına katkı sağlanmasının bu işleri yapan kişiye ait olması sonucunu doğurmayacağı gibi koşullarının varlığı halinde bu katkıdan paylarına düşen kısmını TBK'nin 77 ve onu izleyen maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile diğer maliklerinden isteyebileceğine göre, muhdesatın davacılar tarafından tek başına, kendi nam ve hesabına meydana getirildiği ispat edilemediğiden davalı vekilinin istinaf taleplerinin kabulüne, İstanbul Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/142 Esas, 2020/147 Karar sayılı ve 12.03.2020 tarihli kararının HMK'nin 353/(1)-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Bu kez davacılar vekili Bölge Adliye Mahkemesinin kararını süresinde temyiz etmiştir.
Dava; muhdesatın tespitine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115)
Başka bir deyişle; tespit davası ile istenen hukuki koruma eda davası ile tamamen elde edilebilecekse, o zaman davacının ayrı bir tespit davası açmakta hukuki yararı olamaz. Tespit davalarının dinlenebilmeleri için genel dava koşullarından başka tespit davalarının kendine özgü koşulları olarak nitelendirilen iki özel koşula daha ihtiyaç bulunduğu kabul edilmektedir. Biri hukuki ilişki diğeri hukuki yarar olup, bu da yakın bir tehlikenin var olmasını, tehlikenin zarar meydana getirebilecek nitelikte bulunmasını ve tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olmasını içerir.
Muhdesat tespiti isteğiyle açılan davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın yani davacı tarafça kendi nam ve hesabına meydana getirildiğinin kanıtlanması durumunda muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir.
Somut olaya gelince; davacılar vekili dava dilekçesinde muris ...’in el yazısı ile tuttuğu günlükteki notlara dayanmış olup her ne kadar günlük davalı vekili tarafından kabul edilmemiş ve murisin el yazısı olup olmadığı tespit edilmemişse de, defterde yapılan incelemede davacılardan murisin bir takım malzeme alımına ilişkin para aldığı, bu paraların dava konusu taşınmaza ilişkin olup olmadığının net olmadığı, defterin MN sayfasında ise “..., 1 Temmuz 1977 -1 Temmuz 1987 tarihinde 4 ton demir aldım kendi param ile” yazmakta olduğu bu yazının davalının savunmasında murisin ikramiye aldığı belirtilen yıl ile uyum sağladığı yine defterin bir kısım sayfalarında murisin dava dışı kişilerden borçlar aldığı bu borçların bir kısmının davacılardan ... tarafından ödendiği belirtilmişse de bu defter; duraksamaya yer vermeyecek şekilde muhdesatın tamamının davacılar nam ve hesabına yapıldığı konusunda kanaat oluşturmamıştır. Yine İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.08.2014 tarihli ve 2012/573 Esas, 2014/290 Karar sayılı, derecattan da geçerek 03.10.2016 tarihinde kesinleşen, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak taraflar arasında görülen muris muvazasına dayalı tapu iptali ve tescil davasında mahkemece “davalı (..., ...) tanıklarının beyanlarında davalı mirasçıların taşınmazın bulunduğu yerde yapılan 2 katlı binada davalı mirasçıların çok masraflarının ve katkılarının olduğunu belirtmiş iseler de bu katkının nasıl, ne şekilde ve nelerden ibaret olduğu konusunda dosyaya aydınlatıcı bilgiler girmediği ve bu konuda mahkememizde bir kanaat oluşmadığı kabul edilerek davalı tarafın tüm gerekçe ve savunmalarına itibar edilmemiştir.” denilerek, kesinleşmiş hükümle de davacıların dava konusu edilen 2 katlı muhdesata ilişkin yapının tamamının kendi nam ve hesaplarına yapıldığı iddialarını ispatlayamadığı sabittir. Şayet az yukarıda da açıklanan ilkelerden de anlaşılacağı üzere davacılarca yapılmış bir iyileştirme veya katkı söz konusu ise her zaman açacağı ayrı bir eda davasıyla yapmış olduklarının bedelini karşı taraftan isteyebilir. O halde Bölge Adliye Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının yerinde görülmediğinden reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, 59,30 TL onama harcının peşin harçtan mahsubu ile artan 59,30 TL’nin istek halinde temyiz edene iadesine, 28.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.