MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili; haczedilen malların mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunu, borçlunun üçüncü kişi şirket yetkilisinin akrabası olması nedeni ile müvekkiline ait işyerinde haciz yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek istihkak iddialarının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, borçlu ile üçüncü kişi şirket yetkilisi arasında akrabalık bağı olduğunu, üçüncü kişi şirket ile borçlunun ortağı olduğu dava dışı ... Ltd. Şti.nin aynı adreste aynı konuda birlikte faaliyet gösterdiklerini öne sürerek davanın reddini istemiştir.
Davalı borçlu, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda, davanın reddine karar verilmiş,karar davacı üçüncü kişi vekili ile davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 08.10.2018 tarihli ve 2015/23695 Esas, 2018/16947 Karar sayılı ilamı ile dava konusu haczin, borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste yapılmadığı,haciz adresinin üçüncü kişi şirketin ticaret sicil kayıtlarında yer alan adresi olduğu, haciz esnasında borçluya ait evraka rastlanmadığı, borçlunun haciz adresinde 16.08.2013 tarihine kadar faaliyet gösteren dava dışı ... Ltd. Şti.deki % 20 hissesini borcun doğum tarihinden önce 08.06.2011 tarihinde devrederek ortaklıktan ayrıldığı,üçüncü kişi şirket yetkilisi ile borçlu arasındaki akrabalık bağı da nazara alındığında borçlunun haciz mahallinde hazır bulunmasının tek başına, mülkiyet karinesinin borçlu lehine işletilmesi için yeterli olmadığı, mülkiyet karinesinin aksinin davalı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiği,davalı alacaklı tarafından delil olarak gösterilen takip dosyası, bilirkişi incelemesi ve tanık beyanı mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli olmadığından davanın kabulü yerine, oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile reddine yönelik hüküm kurulması doğru olmadığından kararın bozulmasına karar verilmiş, davalı alacaklı tarafından başvurulan karar düzeltme isteminin de reddine karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş, karar esas açısından davalı alacaklı vekili ile vekalet ücreti ve tazminat yönünden davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1.Yargıtay ilamında belirtilen bozma sebepleri çerçevesinde işlem yapılarak karar verilmiş, bozma ile kesinleşen hususların yeniden temyiz sebebi yapılmasına usul hükümleri elvermemiş bulunmasına ve temyiz edilen kararda yazılı gerekçelere göre davalı alacaklı vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Davacı üçüncü kişi vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
İstihkak davalarında davanın esasına yönelik karar verildiği hallerde karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hacizli malların değeri ile alacak miktarından hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir. Bununla birlikte, dava değeri, harçlandırılan değer olup, vekalet ücretinin harcı tamamlanan bu değer üzerinden hesaplanması gerekir. Somut olayda davacı yargılama aşamasında mahcuz değeri (84.500,00 TL) üzerinden harcı tamamlamıştır. Ne var ki, dayanak takip dosyasına konu alacak miktarı (60.945, 00 TL) harcı tamamlanan mahcuzların değerinden daha az olduğundan alacak miktarı üzerinden davacı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olması doğru olmamıştır.
3. Davacı üçüncü kişi vekilinin tazminat isteğine ilişkin temyiz itirazlarına gelince,davacı üçüncü kişi tarafından, tazminat talebinde bulunulmuş olmakla birlikte bu taleple ilgili olumlu olumsuz herhangi bir karar verilmemiştir. Oysa, HMK' nın 297. maddesinde, hükmün hangi hususları kapsayacağı sayılmış olup, anılan maddenin 2. fıkrasında, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu itibarla, davacı üçüncü kişinin tazminata ilişkin talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi doğru görülmemiş, hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nin 366. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 25.05.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.